Etiket: kürt açılımı

  • Açılım İşsizliği Teğet Geçti

    Mart ayında belediye seçimleri bahanesiyle bütün politikacılar işlerini güçlerini bıraktığı sıralarda işsizlik tarihi rekorumuza ulaşmıştı hatırlarsınız. O dönemde Dünya sıralamasında da ilk 3e girme başarısını göstererek hükümet göğsümüzü kabartmıştı:

    Bugün ise gelişim için başkalarını değil kendimizi rakip olarak almamız gerektiğini farketmiş olacağız ki, artık bu tür bilgiler değil, il il işsizlik oranlarını tartışıyoruz (Bkz. 2009 illere göre işsizlik oranları). Artık bu son bilgiler ışığında İspanya veya Güney Afrika ile değil, kendi kendimiz ile yarışırız kim daha işsiz diye.

    Bu arada listede en dikkat çekici ayrıntı da “açılım” ile doğrudan ilişkili illerin işsizlik oranlarında zirveyi tekeline almış olması. Güneydoğu sorunu “ekonomik bir sorun değildir” diyenlere ithaf olunur. Olayı sayısız değişik boyutu arasından soyup, sıyırıp, yalnızca etnik ayrımcılığa indirgemek siyasi bir oyundan başka bir zorlama olamaz.

    Allah’tan kriz teğet geçmiş. Allah’tan açılım olmuş. Yoksa halimiz nice olurdu mazallah…

  • Azeri Ə Kimin Umrunda, Kürt(!) W ve İngiliz X Dururken?

    Demokratik açılım kapsamında Q, W ve X harflerinin alfabeye girip girmeme ihtimali tartışılıyormuş (kaynak)… Bir kez daha gördük ki Türkiye’de doğru olabilecek bir şeyi yapmak için bile ısrarla yanlış gerekçeler üretiliyor.

    Yıllardır naçizane incelemelerimden ve fikir tartışmalarımdan çıkardığım nihai sonuç zaten Türkçe’nin mevcut alfabesinin geliştirilmesi ile evrensel mükemmel dil olmaya daha da yaklaşabileceği yönündeydi. Konunun uzmanları elbet daha iyi bilir ki alfabeye harf ekleme fikri yeni bir fikir de değil(Bkz. kaynaktaki Hakkı Devrim yorumu). Bu konuda temel ortak sorun, Türkçe’nin bana göre en büyük gücü olan yazıldığı gibi okunma özelliği ile kelime sayısındaki azlık arasında kalmaktan kaynaklanıyor. Benim de destek verdiğim fikre göre bir dilde çok sayıda kelime olmasına gerek olmadığı gibi, şahsi fikrimce az kelime olup, ekler ve tamlamalar kullanılması dili zenginleştirir, evrenselleştirir. Fakat dil bilimcilerin diğer kısmı buna karşı olduklarından harf sayısının artması ile ortaya çıkacak kelime eksikliği bazılarının gözünü korkutabiliyor.

    Velhasıl, her ne hikmetse yıllardır kimse bu şekilde tartışma gereği duymamış, alfabemize Azeri alfabesindeki gibi Q eklemeyi önermemiş, kalkmış bugün sözümona Kürt alfabesinde (ki bahsi geçen alfabe Kürt isyancıları desteklemek için geliştirilmiş bir İngiliz icadıdır) var diye Q harfi eklenmesinden bahsediliyor.

    Bre cahil yöneticiler, beyinsiz medya! Bugüne kadar aklınız neredeydi? Hadi diyelim bir anda tartışmaya başladınız, neden W ve X harflerini Türkçe’de en ufak ihtiyacı ve yeri yokken tartışmaya dahil edersiniz de Türkiye Türkçe’sinin en büyük eksiği olan, Azeri alfabesinin nuru, Ə harfinden bahsetmezsiniz? Türkçe’deki tek eksik varsa o da herhalde Ə harfidir (ince A da diyebiliriz). Ama Azeri Ə kimin umrunda Kürt X ile İngiliz W dururken?

    Bu kadar basit ve bilimsel bir konuyu bile politik gerekçelere bağlayarak tartıştığımız sürece ne ilerleyebiliriz, ne de yapılan değişiklikler kalıcı olabilir. Yapılacak her işin tek ve gerçek gerekçesi yalnızca ilim olmalıdır.

    Anlayana…

  • Gardaş, Bu Yol Ne Yöne Gider?

    338067682nmHWrv_ph

    AK Parti’nin son dönemde kitleleri iki zıt kutupta heyecanlandıran “demokratik açılım” süreci kafaları karıştırmaya devam ediyor. İlk sözünü ettikleri andan itibaren 1 ay kadar geçmiş olmasına rağmen hala ne yapılacak ve nasıl yapılacak kimse bir şey bilmiyor.

    Büyük bir kitle bu tür bir açılımı desteklese de, destekçilerin bile azımsanmayacak bir kısmı bunu sorguluyor. Bunda Erdoğan’ın açılım öncesi (neden hala anlamadığım bir tavırla) DTP’nin yüzüne bakmıyor olması, ırkçılığın daniskası olan “ya sev ya terket” yaklaşımından bir anda U dönüşü yapmış olması veya daha önceki açılımlarla ellerine yüzlerine bulaştırdıkları örnekler (mesela Kıbrıs) hatırlanıyor olabilir.

    Ben de ne düşüneceğimi bilemiyorum.

    AK Parti’nin bütün siyasi taktiklerini yıllardır yakından izleyip öğrenmiş olmama rağmen, en temel taktiklerine yenik düştüm sanırım: “İçi boş, kulağa güzel gelen söylemler ile kitlelerin desteğini alıp hiçbir şey yapmadan muhalefet karşıtı oyları toplama.” olarak özetlenebilir bu en temel taktik. Ortaya bir laf atıp, sonra açıklığa kavuşturmak yerine muhalefetin konuşmasını izleyip muhalefete muhalefet yaparak prim yapmasını çok iyi biliyorlar gerçekten.

    Bu son açılımda da bahsi geçen hedefin güzelliği karşısında içim eridiğinden olsa gerek, inanasım geliyor keratalara. Ben de halkların kardeşliğini yaşamak, devletimin her vatandaşının kendini eşit hissetmesi, herkese eşit haklar, özgür ve adil bir ülke istiyorum.

    Ama silkelenip kendime gelince yeniden korkuyorum.

    MHP ve CHP’nin tarzları biraz keskin olduğundan olsa gerek, kimse ne CHP’nin mantıklı atılacak uzlaşı adımlarına destek verdiğini farkediyor ne de MHP’nin savunduğu “ABD projesi”nin doğruluk payını… Bundan yıllar öncesinde benzer fikirler abidik gubidik Amerikan enstitüleri tarafından raporlarla sunulmuştu. Bugün AK Parti içini doldurmadan ezbere “açılım yapacağız” dediği için de işkillenmemiz çok normal değil mi? Aynı AK Parti’nin BOP ve Kıbrıs “sorunları” üzerine nasıl ABD planlarını birebir uyguladığını gördükten sonra işkillenmemek saflık olmaz mı?

    Emin olamıyorum. Bazı günler iyi niyetli tarafımdan kalktığımdan olsa gerek destek veresim geliyor bu ulvi söyleme. Bazı günler de silkiniyorum ve AK Parti’nin geçmişinde kaç ulvi söylemi mundar ettiğini hatırlıyorum.

    İlginç adamlar şu AK Parti’liler. Bazı konularda çok iş yapıyorlar, bazı konularda da çok güzel konuşuyorlar… Fakat yaptıkları güzel işler ile söyledikleri güzel şeyler asla aynı şeyler olmuyor. Keşke artık birisi çıksa da hem güzel konuşsa hem de konuştuklarını yapsa. Artık “kim nerede ne demişti de sonra ne yapmıştı” hesabını tutmaktan beynim sulandı.