Etiket: küresel ısınma

  • Melih Gökçek’ten Küresel Isınma’ya da Çözüm Bekliyorum

    (kaynak: NTVMSNBC)

    Kadir Topbaş, İstanbul’da yaşanan sel felaketinin sorumluluğunu doğayı hoyratça kullanan Amerika ve Avrupa’ya atıp, selin sebebi olarak da küresel ısınmayı göstermişti. Yukarıdaki resim bundan 34 sene öncesinde İstanbul’da yaşanan başka bir sel felaketinden bir görüntü. 34 sene önce durum neydi diye konuyu takip edenler bilirler ki o dönemde bırakın küresel ısınmayı, “küresel soğuma” felaket senaryoları bilim dünyasını kasıp kavuruyordu. İngiltere merkezli kampanya ile dünya gelecekte donma tehlikesine karşı projeler üretmeye ve küresel soğumaya karşı önlem almaya davet ediliyordu.

    O dönemde kimse çıkıp suçu küresel soğumaya atmamıştı.

    Bugün ise her haltın kabahatlisi küresel ısınma. Çok yakın bir gelecekte bizi mazallah aşırı sıcak havalar, eriyip mucizevi bir şekilde tekrar donmayan buzullar, sular altında kalan ülkeler bekliyor. Aman 20 senede küresel donma tehlikesinden küresel erime tehlikesine dönmeyi başarttıysak doğayı, bu kadar yağmura karşı da ancak boyun eğmek düşer herhalde!..

    .

    İstanbul için belediye başkanı, vali ve çevre bakanının muhteşem(!) açıklamalarının ardından bir eksiklik hissediyordum doğrusu. Sanki bu tür ortamlarda hep olan bir şey eksikti. Kambersiz düğün gibiydi haberler… Çok bekletmedi bizleri sağolsun İ. Melih Gökçek, eksikliği giderdi. Özleyenlerine kavuştu. Cumartesi ve Pazar Ankara’da beklenen yağışlara önlemini açıkladı:

    Ankara’lılar üst katta komşuda kalsınlar.” (ilgili haber)

    Vallahi özlemiştim bu adamı.

  • Bunun da Sorumlusu Küresel Isınmaymış!

    Trakya ve İstanbul’da yakınlarını kaybeden herkesin başı sağolsun.

    Onyıllardır yapılan yanlışlar, Özal’ın meşhur “benim memurum işini bilir” anlayışıyla dikilmiş kaçak yapılar, serbest piyasa ve sermayeye dayalı “küresel” düzenin Türkiye’ye girdiği ilk yıllardan beri süregelen köşe dönme merakı ve bugünkü belediyenin en azından hasarı azaltmak için yapmış olabileceklerin hepsi yıllar boyunca birikerek bugünkü kayıplara yol açtı.

    Muhalefet doğal olarak kayıpları olan halkın sesi olmak durumunda. İsyanlarını belediye başkanı Topbaş ve vali Güler’e yönlendiriyor, istifa çağrısı yapıyorlar. Her ne kadar alınabilecek önlemler, 15 yıllık İstanbul yönetimi süresince geliştirilebilecek altyapı düzenlemeleri oldukça fazla olsa da bugün kayıp yaşamış olmamızın bir sebebi de yağmurun şiddeti. Bu açıdan bakarsak aslında farkederiz ki bu kadar şiddetli bir yağmurda felaket yaşanmış olması normal karşılanabilir. Ancak yine de hasarın azaltılamamış olmasının sorumluluğunun üstlenilmiş olması gerekirdi. Bütün bu olaylar süresince sinirlerimi en çok yıpratan mesele de bu, yani hem valinin hem de belediye başkanının ne bir sorumluluk, ne bir pişmanlık duymuş olmasıydı.

    Vali “kaç kere söyledik yağmurda arabayla çıkmayın diye, dinlemediler” havasında neredeyse hayatını kaybedenlere fırça atıyor konuşmalarında. Belediye başkanı “Amerika’da ve Avrupa’da da böyle felaketler oldu, tek sorumlu doğaya kafa tutan insanoğlu ve küresel ısınma” diyerek ne idüğü belirsiz bir yöne konuyu çekiyor.

    Küresel ısınma hala tartışılıyor olmasa en azından kısmen geçerli bir bahane olduğundan içim daha az yanacak. Ama o konuya bu yazıda tekrar girmesek daha iyi olacak sanırım…

    Ne olursa olsun, herhangi birisi çıkıp adam gibi “biz bazı düzenlemeler yaptık, ama yeterli olmadı. Bir dahaki sefere aynı kayıpları yaşarmamak için elimizden geleni yapacağız. Özür diliyoruz.” deseydi, herhalde kimse ne kızabilirdi ne de istifaya çağırabilirdi. Ama yüzsüz bir yaklaşımla ölenleri suçlamak, küresel ısınmayı bahane etmiş olmak bile o derece önemli mevkide bulunan birisine yaraşmayacağı için tek başına göreve uygun olmadıklarının delilidir. Belediye başkanını geçtim, en azından geçmişinde benzer saçma beyanlar bulunduran valinin hükümet tarafından değerlendirilmesi, en azından uyarılması gerekir.

    Sorunlarla karşılaştığımızda olayların neden ve nasıl geliştiğinden dersler çıkarıp en kısa zamanda yüzümüzü ileriye çevirmemiz, geç de olsa önlemleri almaya başlamamız şart. Fakat bunun da yapıldığından emin olamıyoruz.

    Yaşanan bu sel felaketinden sonra en büyük korkum yaşanması her an beklenen ve neredeyse hiç önlem alınmayan büyük İstanbul depreminin yağmurlu bir güne denk gelmesi. Ne depreme ne de yağmura yeterince önlem alınmayan bir şehirde bakalım o zaman kim ne bahane bulacak…

  • Küresel Isınma Ne Kadar Gerçek, Ne Kadar Yalan?

    stop-global-warming

    Kyoto Protokolü’nin süresi dolmak üzereyken Türkiye olarak ekibe dahil olduk. Bu hafta yapılan bir açıklamada “Her şey yeni başlıyor” dense de benim kendi içimde kopan fırtınalar yıllardır devam ediyor.

    “Küresel Isınma” şeklinde kısaca ifade edilen mesele aslında tam olarak “İnsan-Yapımı (Men-made) Küresel Isınma” olarak konuşulmalı. Bütün bu yaygara, Kyoto, çevrecilerin eylemleri, yapılan araştırmalar ve geliştirilen “Sera Gazı” önlemleri hep bu doğrultuda. Sorgulanan olgu, havanın ısınması değil, insanoğlunun ısınmaya etkileri. Bunun için de en sık duyduğumuz terim “sera gazlarının emisyonu”… Yani bazı gazların havaya atılması ile oluşan sera etkisinin ölçüsü…

    Peki bahsedilen bu etkiler bilimsel olarak geçerli midir?

    Bu konuda kabaca aynı şeylerden bahseden, farklı şekilde olaya yaklaşan 3 belgesel izlenebilir:

    The Great Global Warming Swindle

    Global Warming Doomsday Called Off

    Global Warming Conspiracy

    Bütün bu belgesellerde Küresel Isınma gerçeği onaylanıyor, yalnızca çok ufak fakat oldukça önemli bir farkla: Sera Gazı (Özellikle CO2) etkilerinin, küresel ısınmadaki asıl sebep olması fikri bilimsel değilmiş.

    Belgesellerde anlatılan ortak bilgi, küresel iklimin temel etmeninin güneş olduğu. Sera gazları etkili olsa da oran olarak çok düşük kalmalarının yanısıra, CO2 oranı da bu gazlar içinde azınlık olarak kalıyor. Mesele sera gazı etkisi ise, en yoğun ve etkili sera gazının su buharı olduğunu ısrarla vurguluyorlar.

    CO2 oranları ile küresel ısınmanın etkisinin ters verildiğini de bu belgesellerden duymuş oldum. Al Gore, “CO2 artarsa hava ısınır” tezini sunarken aslında “hava ısındıkça CO2 oranı artar” sonucuna bağlıyor ilk belgesel. Yani verilenler doğru, fakat çıkartılan sonuçlar yanlış.

    Bu ve benzeri bir çok açıklamayı belgeselleri kendiniz izleyerek de bulabilirsiniz. Beni bu yazı kapsamında ilgilendiren kısmı ise konunun bilimselliği değil, siyasete alet edilişi.

    Konunun uzmanı olmadığım için bilimsel olarak kesin bir yargıda bulunmam ahmaklık olur. Fakat yine de belgesellerde anlatılanlar ile geçen 10 senede yapılan siyasi kampanya ve açıklamaları birleştirince çoğu parça yerine oturuyor.

    Yeni kaynakların çoğunda bu belgesellerde değinilen noktaların eklendiği veya yama yapıldığı gözüme çarpıyor. Örneğin artık küresel iklim değişikliğinin ana etmeninin güneş olduğunu belirtiyorlar, “ne olur ne olmaz, biz yine de sera gazlarını azaltalım” notu düşüyorlar. Eskiden ise doğrudan “sera gazları kötülüklerin anasıdır” gibi bir yaklaşım vardı.

    Konu ile ilgili daha kapsamlı araştırmalarımı ve dikkatimi sürdüreceğim. Öğrendiklerimi, farkettiklerimi paylaşmaya devam edeceğim, umarım birileri bana buradan eklemelerde bulunur.

    .

    Bu arada Obama’nın konu hakkındaki tavrını da merakla bekliyorum. Her ne kadar “Kyoto’yu imzalamamak hataydı” demiş olsa da, süresi dolmak üzere diye hala imzalamamakta direniyor. Ayrıca yeni protokolün hazırlanmasında katkıda bulunacaklarını açıkladığından tavırlarını kestiremiyorum. Keza www.globalwarming.org sitesindeki bir videoda da dalga geçtikleri üzere, Obama küresel ısınma konusunda gaz verip dursa da planlarında bu konuya ancak 20. sırayı verdi. Bu da bir oyalama veya geçiştirme olabileceği hissi uyandırıyor.

    Sonuçta ne olursa olsun, yeter ki doğru olsun.