Etiket: kültürel yozlaşma

  • Azeri Ə Kimin Umrunda, Kürt(!) W ve İngiliz X Dururken?

    Demokratik açılım kapsamında Q, W ve X harflerinin alfabeye girip girmeme ihtimali tartışılıyormuş (kaynak)… Bir kez daha gördük ki Türkiye’de doğru olabilecek bir şeyi yapmak için bile ısrarla yanlış gerekçeler üretiliyor.

    Yıllardır naçizane incelemelerimden ve fikir tartışmalarımdan çıkardığım nihai sonuç zaten Türkçe’nin mevcut alfabesinin geliştirilmesi ile evrensel mükemmel dil olmaya daha da yaklaşabileceği yönündeydi. Konunun uzmanları elbet daha iyi bilir ki alfabeye harf ekleme fikri yeni bir fikir de değil(Bkz. kaynaktaki Hakkı Devrim yorumu). Bu konuda temel ortak sorun, Türkçe’nin bana göre en büyük gücü olan yazıldığı gibi okunma özelliği ile kelime sayısındaki azlık arasında kalmaktan kaynaklanıyor. Benim de destek verdiğim fikre göre bir dilde çok sayıda kelime olmasına gerek olmadığı gibi, şahsi fikrimce az kelime olup, ekler ve tamlamalar kullanılması dili zenginleştirir, evrenselleştirir. Fakat dil bilimcilerin diğer kısmı buna karşı olduklarından harf sayısının artması ile ortaya çıkacak kelime eksikliği bazılarının gözünü korkutabiliyor.

    Velhasıl, her ne hikmetse yıllardır kimse bu şekilde tartışma gereği duymamış, alfabemize Azeri alfabesindeki gibi Q eklemeyi önermemiş, kalkmış bugün sözümona Kürt alfabesinde (ki bahsi geçen alfabe Kürt isyancıları desteklemek için geliştirilmiş bir İngiliz icadıdır) var diye Q harfi eklenmesinden bahsediliyor.

    Bre cahil yöneticiler, beyinsiz medya! Bugüne kadar aklınız neredeydi? Hadi diyelim bir anda tartışmaya başladınız, neden W ve X harflerini Türkçe’de en ufak ihtiyacı ve yeri yokken tartışmaya dahil edersiniz de Türkiye Türkçe’sinin en büyük eksiği olan, Azeri alfabesinin nuru, Ə harfinden bahsetmezsiniz? Türkçe’deki tek eksik varsa o da herhalde Ə harfidir (ince A da diyebiliriz). Ama Azeri Ə kimin umrunda Kürt X ile İngiliz W dururken?

    Bu kadar basit ve bilimsel bir konuyu bile politik gerekçelere bağlayarak tartıştığımız sürece ne ilerleyebiliriz, ne de yapılan değişiklikler kalıcı olabilir. Yapılacak her işin tek ve gerçek gerekçesi yalnızca ilim olmalıdır.

    Anlayana…

  • Ben Güzele Güzel Demem, Güzel Kendin Bilmeyince

    Karacoğlan’ın çok meşhur bir sözü vardır: “Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca”. İşin en acı yanı, bu sözün bu kadar bilinip de türkünün bilinmemesidir.

    Kabul ediyorum. Bu söz üzerinden sayısız espri yapılabilir. Benim şimdiye kadar en çok güldüğüm espri, sanırım 1995 yılında LeMan (veya o zamanki adı herneyse) dergisinde Met Üst’ün yazdığı haliydi: “Ben güzere güzer demen, güzer Türkçe bilmayinço.” O zamanlar hararetli tartışmalar yapıldığını hatırlıyorum Türkçe’nin korunması üzerine. Tartışmaların, barındırdıkları endişe konusunda haklı olduklarını, Türkçe’nin iyice yamultulmuş, harmanlama numarasıyla seyreltilmiş bugünkü halinden anlayabiliyoruz.

    Bugün lüzumsuz iş yapma kotamı doldurmak üzere Feysbuk’ta gezinirken bir arkadaşımın bir arkadaşının sayfasında bir yorum okudum. İsim veya gereksiz binbir ayrıntıya girmeden bugün okuduğum espriyi paylaşayım: “Ben güzele güzel demem, kafam güzel olmadıkça.”

    Önce çok güldüm. Ardından eskiden beri güldüğüm hali aklıma geldi sözün. Sonra aradaki farkı farkettim. Yıllar geçtikçe esprilerin genel olarak geçirmekte olduğu evrimi hissettim. Küçümsemeden, yok saymadan değişimin gittiği yönü düşündüm.

    Sonra silkindim ve ayıldım. Sözün özüne, kaynağına bakmaya karar verdiğimde, içine girdiğimiz ve muhtemelen uzun süre çıkmak için cebelleşeceğimiz toplumsal yozlaşma, körelme ve seyreltilme sürecinden çıkacağımız günlerin de elbet geleceğini farkettim. Karacoğlan’ın dediği gibi:

    Senin çağın geçer olur
    Bu dünyalar kime kalır
    Tomurcuk gül gazel olur
    Vaktında derilmeyince

    Her şeyin bir vakti olduğu gibi, başımıza gelen her musibetin de en az bir nasihatı ve nimeti olduğuna inandığımdan, bu türkünün tamamını paylaşmak, hayatımıza giren seyreltici tohumları, karşı hamle olarak Karacoğlan ile seyreltmek istedim.

    Karacoğlan der ki:

    Ben güzele güzel demem
    Güzel benim olmayınca
    Muhannetin kahrın çekmem
    Gel deyip de gelmeyince

    Gelirim amma döğerler
    Bizi bu ilden kovarlar
    Güzel olanı severler
    Ben ölürüm görmeyince

    Var ol yörü var ol yörü
    Kara bağrın yere sürü
    Döğün döğün ağla bari
    Benim gönlüm olmayınca

    Senin çağın geçer olur
    Bu dünyalar kime kalır
    Tomurcuk gül gazel olur
    Vaktında derilmeyince

    Karac’oğlan sözün haktır
    Düşmanın dostundan çoktur
    Bizimçin ayrılık yoktur
    Ya sen ya ben ölmeyince