Etiket: kavram karmaşası

  • Direksiyon Sağa Çekiyor

    Bugün yayınlanan bir araştırma sonuçlarına göre 1990’dan bugüne, halkın siyasi eğilimi “sağa çekiyormuş”.

    1990’dan bu yana soldayım diyenler %22’den %13’e inerken, sağdayım diyenler %23’ten %34’e çıkmış. Malum merkez halen en büyük “güç”.

    Her zaman inanırım ki kitleler, boyutu ne olursa olsun, aileden milletlere kadar, yöneticilerinden etkilenirler, onlara benzerler. Bununla ilgili çok atasözü düşünmüş olsam da güzelini bulamadım. Hep kötü örnekler çıktı karşıma:

    “At sahibine göre kişner”, “Balık baştan kokar”…

    Kimse alınmasın. Maksat örnek vermek.

    Dolayısıyla son 20 yılımızda liderlerimizin hep kendini sağ ve merkez sağ olarak nitelendirmiş olmalarının etkisi olabilir bu sonuçlarda. Çünkü çok net bildiğim bir şey var ki biz sağ ile solun anlamını bilmediğimiz için farkını da bilmiyoruz.

    Bakın Amerika’da ünlü bir politik test bu evrensel tanımları ufak bir resimde nasıl göstermiş:

    Terimler bizim kullandığımızdan ne kadar farklı anlamda gösterilmiş değil mi? Çoğu ülkede sağ, sol, liberal, muhafazakar, demokrat, vb. bütün tanımlar zamanla koşullara göre esnetile esnetile sünmüş ve bugün ne idüğü belirsiz bir hale gelmiş.

    İşte bu yüzden vatandaşa “sağcı mısın solcu mu?” sorusunu sormak artık tamamen anlamsız…

    Aynı araştırma başka bir sonuçla da az önce bahsettiğim “liderinden etkilenme” teorimi destekliyor:

    2007’den 2009’a, demokrasiden memnun olanlar %52’den %28’e düşüyor. Aynı şekilde demokrasiden memnun olmayanlar da %29’dan %50’ye çıkıyor.

    2007’de AK Parti iktidarı, Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları, türban, yargı, yeni anayasa fikirleri, vs. herşey bugün ile aynıydı. Tek fark hükümetin demokrasinin yetersiz olduğunu alenen beyan etmemiş olmasıydı.

    Diyeceğim odur ki toplumların tümü, farkında bile olmadan liderlerinden, yöneticilerinden etkilenir. Gün gelir iyi olur, gün gelir devran döner…

    Benim dileğim herkesin kendi fikrini edinebilecek bilgi, kaynak ve tartışma ortamına kavuşabilmesidir. Fikir zenginliği için bu dileğim konusunda umutluyum.

    Başka bir atasözümüzün dediği gibi: “Umut fakirin ekmeğidir.”

  • Kavram Karmaşası: Demokrasi

    Ülkemizde ancak son yıllarda kullanımı moda olmuş olsa da, “demokrasi” tanımı aslında yüzyıllardır politikacılar tarafından sündürülmekte.

    “Demokrasi” ile ilgili rivayetler sayısız. Demokrasi ne bir yönetim biçimi ne de belirgin bir uygulama olmamasına karşın, siyasette sıkça bu özelliklere sahipmişçesine kullanılıyor. Herhangi birisi çıkıp herhangi bir fikri “demokrasi için” net bir şekilde savunabiliyor. Yaratılan bu kavram karmaşası yüzünden de “demokrasi” çoğu zaman, kulağa hoş gelen boş sözlere alet edilip, kirletiliyor.

    Aslına bakarsak, “demokrasi” eski yunanca “dimokratia” yani “halkın iktidarı” anlamına geliyor. Bir başka deyişle, demokrasi demek “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demek. Bunun dışında ne ayrıntılı bir tanımı ne de karmaşık bir yapısı yok bu meretin.

    Sözcük anlamlarını kurcalamaya devam edersek, “cumhuriyet”in de aslında”demokrasi” ile bir çeşit ortak anlam taşıdığını görürüz. Sonuçta Cumhuriyet de “cumhurun iktidarı” anlamına geliyor. Fakat her ne hikmetse Türkiye’de Cumhuriyet tanımı tartışmaya, sündürülmeye, sağa sola çekilmeye açık değilken, demokrasi tanımını herkes işine geldiği gibi yapabiliyor. Hak vermek gerek, çünkü kullanım alanına baktığımızda da yaygın olarak Cumhuriyet’in bir yönetim biçiminin ismi, Demokrasi’nin ise adeta bir düşünce biçimi olarak kullanıldığını görüyoruz. “Demokratik” sözcüğü de bu biçime uygun yapılan işler ve bu şekilde geliştirilen fikirler için kullanılan bir sıfat (veya zarf) olmuş oluyor.

    Gelgelelim bugünkü içeriğiyle demokrasinin evrimleştiği son evrensel haline. “Demokrasi” tanımının tarih boyu süren evriminde son noktaya baktığımızda sözcük anlamından daha fazlasını barındırdığını görüyoruz.

    Sanılanın aksine, demokrasi halkın çoğunluğunun istediği neyse onu yapmak değildir. Bu yanlış yaklaşım ilk kez bu son dönemde Türkiye’de kullanılmadı. Sivri bir örnekle sündürmenin boyutlarını gözler önüne sermek istersek Hitler’in “demokratik söylemleri” işaret edilebilir. Yüce Alman ırkına demokrasi vaatleriyle, o dönem halkın çoğunluğunun isteklerini yerine getirdiği gerekçesiyle yapılanlar tarihin en önemli olayları arasına girdi. Yalnızca bu örnekle bile açıkça akıl yürütülebilir ki halkın çoğunluğunun isteğini yerine getirmek demokratik olmak demek değildir.

    Başka bir yanlış da “demokrasiyi yaymak” anlayışının kendisidir. Bu silahı en sık ve yüzsüzce kullanan ülke ABD olmakla birlikte, küresel para piyasalarının kodaman ülkeleri ve birlikleri de elbette ki bu anlam kaymasının arkasında durmuşlardır. Halbuki kendine göre doğru olanın cebren ve/veya hileyle yayılması sürecine demokrasi denemez. Bu yaklaşım zaten diğer ülkeyi ve halkını küçük görmek ve hiçe saymanın ötesinde, kendini üstün görmekten başka bir şey değildir. Bir çeşit faşism, daha da ileri giderse ırkçılıktır.

    Bütün bu yanlışları düzeltmek gerekirse söyleyebiliriz ki; evrensel tanımıyla gerçek demokrasi, her halkın en ufak azınlığını dahi, kim olduğu farketmeksizin dikkate almaktır – ki bu da Dünya üzerindeki bireylerin tümüdür.

    Fikirsel boyutun ötesine geçip uygulamada evrensel bir yol çizmeye kalktığımızda ise kafalar karışabiliyor. Dünya tarihinin çeşitli zamanlarında, değişik bölgelerde, sayısız şekilde farklı “demokratik uygulama” istismarları karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla evrensel bir demokrasi yaklaşımından bahsedebilsek de, uygulamada evrensel bir demokratik yönetim tanımı yapmanın imkanı yok .

    Bütün bunları düşündükten sonra farkederiz ki gerçek bir demokrasiye sahip olmak için tek yol; “Demokrasi”nin olaya göre uyarlanan bir bahane olarak siyasi iktidar malzemesi değil, yaklaşım olarak yaşam biçimi haline gelmesidir.

    http://msp261.photobucket.com/albums/ii73/MsOneLove/Peace/world.jpg