Etiket: ifade özgürlüğü

  • Toplumu Eylemsizleştirmek Gerek Mümtaz'er Hoca!

    Mümtaz’er Türköne yukarıdaki resme “patolojik olarak eğilmemiz gerekir” diyor! “Patolojik” kelimesi “hastalık” demek. Aman yanlış anlaşılmasın, burada hasta olan polis değil ona göre! Diyor ki Mümtaz’er hoca, yerde saçından sürüklenen, apışarasına tekmeler yiyen kızımız hasta! Tedavi görmesi lazım!

    Zaman yazarlarının sıkça oynadığı iki oyun var:

    1. “Türkçesini kullanırsak herkes anlar, tepki olabilir, biz yabancı bir kelimeyi kulanalım, öyle anlamadan baş sallasın okuyan…
    2. “Başlıkta veya yazının başlangıcında bir mesaj verir gibi gözüküp, yazının sonunda tam ters bir anafikirle bitirelim. Sık sık tekrarlar yapalım, okur ne olduğunu anlamadan onayladığını sansın.”

    Bu yazıda bu oyunların ikisi birden ustalıkla uygulanıyor:

    • “Hastalık demeyeyim, patolojik diyeyim!”
    • “Başlıkta Polisin Orantısız Gücü diyeyim, bütün yazı binbir tekrarla eylemcilere saydırayım!”
    • “Oooh ne güzel de yazdım, ninni gibi oldu vallahi.”

    Yazıda 54 cümle var. Bu 54 cümlede 11 kere eylemcilere ve eylem yapmaya “patolojik” diyor hocamız. Yani 5 cümleden birisinde eylemcilere “hasta bunlar” demiş oluyor.

    Ne diyeyim. Mümtaz’er hoca da kendince haklı tabi. En nihayetinde kitleleri kontrol altında tutmak için toplumu eylemsizleştirmek gerek.

    Aman kimse eylem yapmasın!

    Aman kimse fikrini öyle ulu orta söylemesin!

    Aman… Amannn…

    Güneş girmeyen eve doktor girer der atalarımız. Bakın hava gitgide kararıyor, kara kış geldi geliyor… Siz siz olun aman ha hastalanmayın!

  • Ağzı Olan Konuşuyor, Sansürler Sürüyor…

    Dün Türkiye’nin ilk ciddi internet sansürü karşıtı eylemi gerçekleşti. Taksim’de bu yürüyüşe yalnızca iki bin kadar kişi katılmış.

    Bu yürüyüş dün yapıladursun, dün ve bugün ise herkes özgürlük ve demokrasiden bahsedip durdu. Fakat herkesin özgürlük tanımı ve sınırları farklı. Şimdilik tek ortak nokta, özgürlükte internete yer olmaması.

    İnternet okurları sitelere yazdıkları yorumlar sebebiyle hapse atıladursun; Başbakan Erdoğan bugünkü konuşmasında “her mesele konuşulmalı” diyordu.

    İnternet siteleri içerikleri sebebiyle kapatıladursun; ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu dünkü konuşmasında “Özgürlükçü anayasayı biz getireceğiz” diyordu.

    İnternet siteleri tüm kullanım şekillerine, getirilerine, faydalarına rağmen, bir kullanıcının lavukluğuyla bile toptan kapatıladursun; muhalefet lideri Bahçeli dün ülkücü gençlere “Elinizde silah değil, bilgisayar olacak” diyordu.

    Acaba sansür ve yasaklardaki bu gidişle, elimizdeki bilgisayarla ne yapabileceğiz? Hangi özgürlüğümüz kalmış olacak? Hangi meseleyi korkmadan tartışabileceğiz?

  • Yol, Su, Elektrik… ve İnternet

    Bugün itibariyle yürürlüğe giren yasa ile artık Finlandiya’da hiçbir kamu veya özel kuruluşun vatandaşın “en temel ihtiyaçlarından” sayılan interneti kesme hakkı bulunmuyor. İnternet yasaklarını sabit fikirli bir tutuculukla ele alan kanunlarımız bir yana dursun, bu kanunlara el atacak yüreklilikte ve ileri görüşlülükte bir liderimiz, partimiz ve hatta sivil toplum kuruluşumuz bile bulunmuyor. Bu durumda bize de Finlandiya’ya bakıp bakıp iç geçirmekten başka çare kalmıyor.

    Finlandiya yanlış hatırlamıyorsam Dünya’da benzinli arabaların kullanımdan kaldırılması ile ilgili kararı veren de ilk ülkeydi. Sanıyorum 2012 yılından itibaren Finlandiya’da tüm araçlar ya elektrik ya da hidrojen ile çalışıyor olacak. Biz ise daha doğal gazla çalışan otobüslere, metrobüslere sevineduralım.

    Temiz enerji kaynakları, internet devrimi, basın ve ifade özgürlüğü bizden çok uzak kavramlar. Dünya politikasının bana göre en önemli bu 3 konusunda bu kadar silik olmamız içimi parçalıyor.

  • Sansür Sürdükçe, Demokratik Açılım Nereye Kadar?

    Birileri açılma saçılma vaatlerine devam ededursun, olayı “Kürt” değil “Demokratik” olarak göstermeye çalıştıkça altına girdikleri büyük yükü sırtlama beklentisi de artıyor.

    Bugün demokratik haklardan, demokrasi ebeliğinden ve ilerici olduğunu iddia eden kesimden malum açılıma destekler artarken bazı konularda kimsenin sesinin çıkmaması düşündürücü.

    Youtube kapatılalı 18 ay olmak üzereyken MySpace’nin kapatılması, internet sansürünün oyuncak edilerek sürdürülmesi üzerine bile kimsenin yine istifini bozmamasıyla gördük ki istedikleri kadar batıda açılsınlar, ifade özgürlüğünde açılmaya niyetleri yok.

    Son örneğinde Hülya Avşar’a karşı açılan davanın ardından bile kimsenin istifini bozmamasıyla tekrar gördük ki, istedikleri kadar doğuda açılsınlar, ifade özgürlüğünde açılmaya niyetleri yok.

    Demokratik açılıma karşı olup, başortüsünde açılımı destekleyen sözde laik fakat laiklik nedir anlayamamış tutucu kesim ise ancak nesnel açılımların peşinde olduğundan olsa gerek, bu konularda ne bir yorum ne bir ses çıkarmamaları da son olarak gösterdi ki maalesef kimsenin özgürlükler konusunda açılmaya niyeti yok.

    Halbuki, demokrasi nedir bilmeden açılmak yalnızca sözde kalırsa nereye ulaşılabilir ki?

    “Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.” – André Gide

    .

    Yasemin Yılmaz’a ve Sansüre Sansür.org’a teşekkür.