Etiket: İ. Melih Gökçek

  • Adalet de Bana, Kalkınma da Bana…

    Son belediye seçimlerinde AK Parti’li bir vekilin “hükümete yakın belediyelere daha çok hizmet gider” temalı kibar tehditinin hemen ardından Başbakan Erdoğan “her belediyeye eşit davaranağız” mesajı vermişti. E haklı tabi, ne de olsa en demokrat da onlar, en adil de onlar… Aksi beklenemez!

    Aradan 1 seneyi biraz geçti ve önce “Adalet” ardından da “Kalkınma” konusunda bu sözü yuttular.

    Bilmeyen, duymayan varsa hatırlatalım, geçenlerde “Melih Gökçek yasası” olarak anılan bir yasa tasarısı kabul edildi. Adalet yerini (!) buldu…

    Olayın başını bilmeyenler lütfen şu videoyu izlesin ve neden bu yasaya “Gökçek yasası” dendiğini anlasın:

    Dün ise İstanbul ve Ankara metrolarını Ulaştırma Bakanlığı devraldı. Her belediyeye eşit olacağı sözü veren Başbakan nedense İzmir metrosuna aynı yardımı ve desteği sağlamadı. Kalkınma da yerini (!) buldu…

    Adalet ve Kalkınma Partisi isminin gereğini sonuna kadar yerine getiriyor. Demokraside, özgürlüklerde ve zenginleşmede olduğu gibi adalet ve kalkınmada da yalnızca kendilerine hizmet ediyorlar.

    Halkın arkasında olanlar için durmak yok, hizmete devam!

  • Melih Kral Çok Yaşa!

    Uzun zamandır oğlunun Ankara futbol mafyası maceraları sebebiyle gölgede kalan İ.Melih Gökçek isyanlarda. Dün açıklanan kararla Ankara toplu taşıma ücretlerinin yüksek olması şikayeti haklı bulundu ve idari mahkeme tarafından “yarıya indirilmeli” kararı verildi (Bkz. haber). Konu hakkında uzman idari mahkemenin kararına göre Melih Gökçek yönetimi toplu taşıma konusunda halkın zararına fiyatlandırma yapıyordu. “Kamu yararını gözetmek” mahkemenin görevi olduğundan bu yanlışın düzeltilmesi uygun görüldü.

    Melih Gökçek her zamanki üslubuyla geniş ve yuvarlak cümlelerle kararı eleştirirken, mahkemenin böyle bir yetkisi olmaması gerektiğini, fiyatlar yüksekse halkın seçimde bunun cezasını vereceğini söyledi. Çok tanıdık bir söylem değil mi?

    Peki seçime kadar ne olacak? Ya da bu basit bir örnek olduğu için kulağa hoş gelse de, dava teknik veya mühendislik bir dava olursa ne olacak? Kuvvetler ayrılığının gereği olarak yürütmenin bir de bağımsız denetim organı olmalı. Yoksa Cumhuriyet diye bir şey olmaz, Krallıktan farkı kalmaz. Gerçi Melih Gökçek’in çoktan Ankara Kralı olduğunu zannettiğini yazıp duruyorum ya, o ayrı mesele. Sonuçta ne olursa olsun denetim amaçlı yüksek yargının yürütmenin kararlarını “halkın çıkarı için” takip etmesi hayati bir ihtiyaçtır.

    Örneğin, Melih Gökçek 15 yıldır Ankara’da o kadar çok kaçak bina, bilime ters yol yaptı ki, bu konularda da kaybettiği davaların haddi hesabı yok. Bunun cezasını vatandaşın vermesini bekleyemeyiz. Konuyu bilen, uzman kişilerin görevidir bunları değerlendirmek. Benim, senin veya mahallelinin değil.

    Melik Gökçek yine yuvarlak, kulağa hoş gelen sözlerle, son dönemin yargıya çamur atma akımını da arkasına alarak açıklamalarını sıralamış. Halbuki Şebnem Ferah’ın dediği gibi, başkasına çamur atmaya kalkarsan önce kendi elin kirlenir…

    Gökçek’in eli çamura bulaşalı kim bilir kaç yıl oldu…

  • İ. Melih Gökçek’in El Attığı Yerde Güller Biter(!)

    Ankaraspor’a el attıktan kısa bir süre sonra klübü madara eden, ardından çareyi kulübü oğlunun başına geçirttiği Ankaragücü’ne yağmalatmakta bulan İ. Melih Gökçek ekolü Ankaragücü’nde de aynen yürüyor.

    Bugün itibariyle Ankara’yı derebeyi, köy ağası gibi yönetmeye alışmış olan Gökçek ailesi, Ankaragücü için de benzer tavırlar sergileyince olay büyüdü. Ankaragücü antreman saatleri hukuk, ahlak ve iş disiplininden çok uzak bir şekilde değiştirildi. Varın ayrıntısını bu haberden okuyun.

    Kısa yoldan zengin olmak, mafyavari bir dokunulmazlığa sahip olmak istiyorsanız girmeniz gereken işler evrensel: İnşaat, siyaset veya futbol. Meşhur parababası dolandırıcıların hepsi bu yolu izledi, başarılı da oldu (Bkz. Berlusconi, Cem Uzan,  İ. Melih Gökçek vb.).

    Oğlunu Çankaya belediyesine aday göstertemedi ama Ankaragücü başkanı yaptı İ. Melih. Çok da akıllıca bir hareket. Sonuçta Ankaragücü taraftarı, toplansa bütün Çankaya ilçesinden daha güçlü bir taban. AK Parti’nin koyduğu bloğu el yordamıyla aşmış oldular.

    Hikmet Karaman’ın akıllı ve olgun tavrı da umarım bu rezaletin su yüzüne çıkarak doğru ve adil şekilde sonuçlanmasını sağlayacaktır.

    Bir gün Ankara’da da hak yerini bulacak, kralın çıplak olduğu ortaya çıkacaktır.

  • Melih Gökçek’ten Küresel Isınma’ya da Çözüm Bekliyorum

    (kaynak: NTVMSNBC)

    Kadir Topbaş, İstanbul’da yaşanan sel felaketinin sorumluluğunu doğayı hoyratça kullanan Amerika ve Avrupa’ya atıp, selin sebebi olarak da küresel ısınmayı göstermişti. Yukarıdaki resim bundan 34 sene öncesinde İstanbul’da yaşanan başka bir sel felaketinden bir görüntü. 34 sene önce durum neydi diye konuyu takip edenler bilirler ki o dönemde bırakın küresel ısınmayı, “küresel soğuma” felaket senaryoları bilim dünyasını kasıp kavuruyordu. İngiltere merkezli kampanya ile dünya gelecekte donma tehlikesine karşı projeler üretmeye ve küresel soğumaya karşı önlem almaya davet ediliyordu.

    O dönemde kimse çıkıp suçu küresel soğumaya atmamıştı.

    Bugün ise her haltın kabahatlisi küresel ısınma. Çok yakın bir gelecekte bizi mazallah aşırı sıcak havalar, eriyip mucizevi bir şekilde tekrar donmayan buzullar, sular altında kalan ülkeler bekliyor. Aman 20 senede küresel donma tehlikesinden küresel erime tehlikesine dönmeyi başarttıysak doğayı, bu kadar yağmura karşı da ancak boyun eğmek düşer herhalde!..

    .

    İstanbul için belediye başkanı, vali ve çevre bakanının muhteşem(!) açıklamalarının ardından bir eksiklik hissediyordum doğrusu. Sanki bu tür ortamlarda hep olan bir şey eksikti. Kambersiz düğün gibiydi haberler… Çok bekletmedi bizleri sağolsun İ. Melih Gökçek, eksikliği giderdi. Özleyenlerine kavuştu. Cumartesi ve Pazar Ankara’da beklenen yağışlara önlemini açıkladı:

    Ankara’lılar üst katta komşuda kalsınlar.” (ilgili haber)

    Vallahi özlemiştim bu adamı.

  • Ooooooo…Bama! Obama! Obama!

    obamaucaktaniniyor

    5 Nisan 2009 Pazar akşamı saat 9 buçuk sıralarında, yani muhtemelen hafta boyunca televizyon başında en çok insanın olduğu anda, Barack Hussein Obama Türkiye’ye geldi. Ben de daha dün Türkiye’ye ziyarete gelmiş bulunduğumdan, tesadüfen, bu anı ekrana ağzı açık şekilde bakarak 20 dakika bekleyen yaklaşık40 milyon vatandaşımla birlikte yaşadım. Bir sürü kanalın canlı verdiği bu tarihi(!) anı, isteyerek veya istemeyerek görmüş olmak için 20 dakikamızı hep beraber ekrana aval aval bakarak geçirdik. Sanki hayatımızda daha önce ABD başkanı görmemişiz ya da ten rengi farklı insanla karşılaşmamışız gibi, garip bir bekleyişle gecemiz renklendi.

    Ben bu önemli(!) anı devletimin kanalının futbol tartışmasının ortasına (sağolsunlar) sokuverdiği yayınla izlemiş oldum. Futbol tartışmanın devam edebilmesi için bile stüdyodakilerin bu önemli gelişmenin şokunu atlatabilmesi gelmesi gerekti.

    İşin komik yanlarından yalnızca birisi milletçe 20 dakika ekran karşısında bekletilmemizdi. Hemen aklımdaki “şaka gibi” ayrıntıları paylaşmak istiyorum…

    Öncelikle Obama sezon açılışında taraftarın karşısına çıkar gibi uçaktan çıktı. O bekleyişin ardından öyle bir fırladı ki, onu heyecanla bekleyen kitlelere o el sallayışıyla kalplerimizde bir kez daha taht kurdu (Tek taht kurduğu yer kalbimiz olur inşallah). Ben şahsen gazetecilere dönüp “Ooooo…ley! Oley! Oley!” çektirmesini bekledim, ama tam olarak öyle olmadı. 20 dakikalık beklemenin ardından gelen bu hızlı çıkışı, merdivenleri yumruklarını önünde hafifçe sıkıp, ormanda koşuya çıkmışçasına koşarak inmesi izledi. Aman Allah’ım o ne inişti öyle! TRT arka plandan Rocky film müziği verse tam olurdu herhalde. Ben şahsen hayal ettim arkadan gelen “aay of dı taaaygıır” sesini.

    Merdivenin bitişinde hemen ciddiyetimi takındım ve kimin karşılayacağını izlemeye koyuldum. O da nesi! “Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı”! Keza neden böyle seçildiği ve sonuçlarının ne olması istendiği ortada. Neden herhangi bir başkası değil de “ekonomi”den sorumlu bakan? Naapalım,elimiz mahkum.

    Eğlence burada daha yeni başladı. Bu sırada neşeme neşe katan bir olay de ense tıraşından tanıdığım İ. Melih Gökçek’in Obama’nın elini sıkması oldu. Bu adam her yerde nasıl karşıma çıkıyor ben de hayret ediyorum… Obama geçtikten sonra bir de dönüp kameralara doğru sırıttı, o anda zaten eridim gittim ben.

    Yaklaşık 2 salise sonra ayıldığımda devletimin televizyonu TRT’nin ekranında “Barack Hüseyin Obama Türkiye’de” yazıyordu… Hani “Sivasspor Şampiyon!”, “Galatasaray UEFA Şampiyonu”, “Türkiye Dünya 3.sü” yazmışçasına bir yazı. Bir havai fişek eksikti… Ya da o bile oldu, ben şokun etkisiyle kaçırdım. En güzeli de bu yazıdaki “Hüseyin” kısmıydı. Herhalde hangi ara yapmışsa, Obama ismini “Hussein”‘den “Hüseyin”‘e çevirtmiş… Türk dostu olduğu nasıl da belli.

    Madem bu kadar samimiyiz, bu da benden olsun:

    Hoşgeldin Hüseyin Abi!

    .

    Aslında dün Fransa-Türkiye yolculuğu yapmam bahanesiyle yazamadığım için bugün 2 günlük toparlarım diye düşünmüştüm ve Kuzey Kore’nin uzaya uydu (veya iddialara göre füze) göndermesi haberi ile Obama’nın İran, Suriye ve Kuzey Kore ilk uyarısından (Bkz. bağlantıdaki son paragraf) bahsetmek istiyordum. Sonra dedim ki TRT bile Hüseyin Abi’nin gelişini, Dünya Şampiyonu olmuşuzcasına veriyorsa, ben halt etmiyim. Demek ki bunun üzerine başka haber olmaz…

    Aklıma Şener Şen’le Kemal Sunal’ın meşhur sahnesi geldi: “Ağa pohu üzerine poh olur mu?”