Etiket: hayat

  • Kayıp Dürtü

    kayboldu
    kendi hayalimde kayboldum
    kendi hayalim de kayboldu
    bu defa da
    istediğimi almış
    şımarık, bir çocuk gibi
    yalnızlığa rağmen
    bıkmış kalabalıktan

    kayboldum
    kendi özümde kayboldum
    kendi özüm de kayboldu
    bu defa
    isteğimi de almış
    şımarık çocuk gibi
    yalnızlığa rağbetle
    bıkmış kalantorluktan

    kaybettim
    kendim içinde kendimi
    kendim için de kendimi
    bu defa
    istediğim, olmadan
    şımarık çocuk gibi
    yalnızlığa rahimden
    bakmış gibi korkmadan

    ve buldum
    kendim gibi kendimi
    kendimi gidi kendimi
    son defa
    istemiş olmak
    şımarık, çocuk.
    yalnız Rahim’den
    bilmiş gibi, korkmadan

    .

                              ufuk.

  • Hayati?

    “Life is like an onion; you peel off one layer at a time and sometimes you weep.” – Carl Sandburg

    “Everything has been figured out, except how to live.” – Jean Paul Sartre

    .

    Sürekli sorgulanan, yıllardır ısrarla birileri tarafından anlaşılmaya çalışılan, insanların uğruna tümünü tükettikleri varlık, Hayat. Aslında aldığımız her nefes, duyduğumuz her his, aldığımız her tat bütün bir lezzet.

    Hayat bir yuva, bizi barındıran, bizi besleyen, bizi izleyen.

    Hayat bir canlı, onunla gülenle gülen, küfredene küsen.

    Hayat bir dost, güvendikçe sana fırsat veren, inatlaşmaya gelmeyen.

    Hayat bir çocuk, kendi bildiğini okuyan.

    Hayat bir anne, baba, öğretmen; saygısızlık etmeye gelmeyen.

    Hayat bir şaka, biraz derin, anlamak için önce onun kendine gülmesini beklemek gereken.

    Hayat bir bilmece, karmaşık, yetersiz ipucu ile cevabı tahmin ettiren.

    Hayat bir soru, cevabı asla olmayan.

    Hayat güzel.

    .

    .

    .

    Ogün’e selam.

  • Keskin Sirke

    Dün gece “Man on the Moon” filmini Nesli ile tekrar izledim. Filmin etkileyici olduğunu hatırlıyordum fakat ayrıntılardan hiçbirisini hatırlamadığım için bir kez daha filmin yaşattıklarından nasibimi alabildim. Jim Carrey’in anlaşılmayan bir “komedyen”i canlandırması hem ironikti hem de “herhalde bu işi ondan başkası da yapamazdı” diye düşündürüyordu.

    Film içerisinden en içime işleyen (ya da halihazırda içimden bir parçayı yakalayabilen) an, Andy Kaufman’ın, transandantal meditasyon grubu yetkililerinden gelen hiçbir şeyi ciddiye almamasının müşteriler üzerinde olumsuz etki yaratması ile alakalı (müşteri?!) bir eleştiriye yine aslında ironik şekilde verdiği cevaptı. Çevirisi kabaca şu: “Ben hayatı bir yansıma olarak görüyorum ve insanların bu yansımayı bu kadar ciddiye almalarını anlayamıyorum.”

    Hayatı ciddiye almak ile hayat içerisinde bulunan öğeleri ciddiye almak arasında sanırım ince bir çizgi bulunuyor. Hayatın çok ciddi bir mesele olan kendisini ve onu oluşturan öğeler ile sanal ve edilgen olan yansıma parçalarının birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada her zamanki iyimser yaklaşımımdan bağımsız olarak hayatımız sandığımız bize dayatılan hiçbir zoraki sürecin aslında bizim hayatımız olmadığını vurgulamak gerekir. Zorla yaptığımız iş bizim işimiz değil, başkası veya başka bir şey için yaptığımız iştir, başkasının hayatı için yaşadığımız andır. Sevmeyerek beraber olduğumuz kişi, istemeyerek birlikte birşeyler yaptığımız insanlar o kişilerin hayatıdır, bizim ise maskemiz. Hayatımın şu an içinde bulunduğum kısacık geçiş evresinde bu saydıklarımdan hiçbirisine sahip olmadığım için kendime konuyu deşme yetkisini henüz vermiyorum fakat üzerinde düşünmeye değer bir mesele olarak aklımızın bir köşesinde bulunmasında da bir o kadar fayda görüyorum.

    Hayatın, bu dünyanın, evrenin bir yansıma olduğu fikri başka şekillerde tartışılması gereken konular olsa da, bu fikre karşı çıkanların bile savunacağı üzere, hayat eninde sonunda bitecek. İster yansıma olsun ister gerçek, ister tekrar gelecek olalım benzer bir hayata ister tek sıkımlık canımız olsun, ister rahat bir hayatımız olsun ister ardı arkası kesilmeyen sınavlarımız… Sonunda elimizdeki küpün değerini kırmadan da anlayabilmemiz gerekir. Keskin sirke olmaktansa su olmaya çalışmalı. Berrak ve saf. Küpünü delmektense yolunu bulan, ağzı yakmaktansa arındıran.

    Söylemesi ne de kolay…
    .
    .

    Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!
    Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
    Şu durmadan kurulup dağılan evrende
    Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

    Ömer Hayyam

  • Hepbiri

    Hayatta en önemli şey nedir?

    Yüz kişiye sorduğumuzda en çok alacağımız cevaplar neler olabilir?

    Para?.. Hemen arkasından gelecek bir “parayla mutluluk olmaz ama parasız da yaşanmaz” kalıbı ile, “fala inanma, falsız da kalma” ve “ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu” söylemlerinin soyundan gelme kaçamak bir düşünce tembelliği örneği ile pekiştirilebilir bir yanlış cevap.

    Aşk?.. Bu cevabı yorumlamak için “aşk” kavramının ne olduğu hakkında tartışmak gerekir. Daha “aşk nedir?” veya “aşk gerçekten var mıdır?” sorularını bile sağlam savunmalar ile cevaplandıramayan toplum çoğunlukları için hayatın en önemli parçasının aşk olduğu söylenemez. Yanlış cevap.

    İş? Aş? Hayatın en önemli öğesini iş veya aş olarak tanımlamak köleliğin beyanıdır. Yanlış cevap.

    Su? Belki şiirsel, belki felsefi veya belki de hayati önemi olduğundan bu cevap alınmış da olabilir. Peki susuz yaşanmıyor olması, hayatta en önemli şeyin su olması ile eşdeğer midir? Oksijensiz de yaşanmaz ama en önemli şey oksijen diyemeyiz aynı sebepten. Eğer bir tane en önemli olacaksa bu hangisidir? Cevap: Hiçbirisi.

    Nedir hayatta en önemli şey? “Hayat nedir?” kısmına elimizi verip kolumuzu kaptırmadan bu soruyu nasıl cevaplandırabiliriz? Belki cevaplandıramayız, belki de cevabı yanlış yerde arıyoruzdur. İlla hayatta en önemli şeyin somut bir nesne mi olması gerekir? En önemli “şey” dendiğinde aklımıza hemen somut nesnelerin gelmesi acaba yaşadığımız evrenin algı ve düşüncelerimizi her zamanki yanıltmalarıyla uyuşturarak somutluklara hapsetmiş olması mıdır yoksa bizim ihtiyaçlarımızı beşer doğası gereği önemli sanmamızdan mıdır? Bu defa cavebım: Hepsi.

    Hayatta en önemli şey “denge”dir. Buna ilk kutsal metinlerde, değişik ulusların mitolojilerinde, filozofların çıkarımlarında, bilimde, politikada, günlük hayatımızda, büyük söylemiş olmamalı ancak sanırım her yerde örnekler bulabiliriz. Çöldeki bir kişi için en önemli sanılan şey, yüzme bilmeyen birisi için ölümcül, en fena şey olabilir. Tersine, buzullardaki bir kişi için en önemli şey, çöldeki bir bedevinin ebedi laneti olabilir. Bir boğa, aç kalmış bir avcı için en önemli şey, acemi bir matador için kaderin cilvesi olabilir. Bunlar ve benzeri örnekleri uzun uzadıya düşünmeye, konuyu sulandırmaya veya sorgulamaya gerek yok. Hayatta en önemli “şey” aslında bir “şey” değildir. Yalnızca “denge”dir.

    Bazı sorular, önemi, cevabın tartışmaya açık olması veya yalnızca sorunun ruhu gereği cevabı aslan tatmin edici olmayacak yapıda oluyor. “Denge”… Ne kadar da yalın. Halbuki biz bütün hayatımızın en önemli “şey”ini sormuştuk. Koskoca hayat kavramı için tek en önemli “şey” yalnızca basit, yalın ve sakin bir “denge” midir? Hiç de içine sindiremiyor insan bu şekilde kabul etmeye çalıştığında. Sanırım burada insanın hayaller aleminden çıkarak alemi hayal etmesi gerekiyor.

    Cevabın bir “şey” olmaması çok açık olduğundan soyut bir kavram ile bu soruya getirilecek cevabın da karmaşık olması isteği doğması çok doğal. Hayat uçsuz bucaksız bir kavram; “şey”ler ise somut, değersiz ve sade. Uçsuz bucaksız bir kavram için o kadar önemli olanın somut olmadığı gerçeği ister istemez sade de olmadığı inançına yönlendiriyor. Ne kadar da kendimizi ve kendi hayatlarımızı gözümüzde büyüten bir düşünce yapısı… Hayatın sadeliği ve ululuğu da zaten kusursuz bir denge içinde değil mi?

    Aslında her şeyin cevabı basit, bir genel tanı*… Değil mi?

    *Ben her zaman bir “tek (esas) doğru” olduğuna inananlardanım. Yapacak bir şey yok, bence bir sorunun cevabı asla “hepsi” veya “hiçbiri” olamaz. Cevap bu durumlarda genellikle “hepbiri”dir. Hepsi birdir ve aslın yanında hiçtir.