Etiket: demokratik açılım

  • Açılım İşsizliği Teğet Geçti

    Mart ayında belediye seçimleri bahanesiyle bütün politikacılar işlerini güçlerini bıraktığı sıralarda işsizlik tarihi rekorumuza ulaşmıştı hatırlarsınız. O dönemde Dünya sıralamasında da ilk 3e girme başarısını göstererek hükümet göğsümüzü kabartmıştı:

    Bugün ise gelişim için başkalarını değil kendimizi rakip olarak almamız gerektiğini farketmiş olacağız ki, artık bu tür bilgiler değil, il il işsizlik oranlarını tartışıyoruz (Bkz. 2009 illere göre işsizlik oranları). Artık bu son bilgiler ışığında İspanya veya Güney Afrika ile değil, kendi kendimiz ile yarışırız kim daha işsiz diye.

    Bu arada listede en dikkat çekici ayrıntı da “açılım” ile doğrudan ilişkili illerin işsizlik oranlarında zirveyi tekeline almış olması. Güneydoğu sorunu “ekonomik bir sorun değildir” diyenlere ithaf olunur. Olayı sayısız değişik boyutu arasından soyup, sıyırıp, yalnızca etnik ayrımcılığa indirgemek siyasi bir oyundan başka bir zorlama olamaz.

    Allah’tan kriz teğet geçmiş. Allah’tan açılım olmuş. Yoksa halimiz nice olurdu mazallah…

  • Açılım Hala Açılmadı…

    Nihayet geçen Cuma mecliste açılım konuşuldu. Konuşuldu fakat, hiç de olması gerektiği gibi sonuçlanmadı. Hükümetin ne yaptığı, ne yapacağı konusunda yine kimse bir halt anlamadı.

    Cuma’nın özetlerini, değişik gazetelerden yorumları, liderlerin konuşmalarının tam metinlerini okuduktan sonra bir kez daha 3 parti için aynı sonuca vardım:

    1. MHP üslubu ve  konuşma dili ile seviyeli, anlaşılır devam ediyor. Açılıma karşı olduklarını söyleseler de çözüm fikirlerini paylaşıyorlar. Tavırları net, herkes yaklaşımlarının açık şekilde farkında. Erdoğan’ın kışkırtması sonucu CHP salonu terk ederken Bahçeli’nin ufak bir el işareti yapmasıyla MHP’lilerin salonda kalmaları da dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı.

    2. CHP hala kolay anlaşılmayan bir üslup ve tavırla konuşuyor. Özellikle Baykal’ın uzun ve temiz olmayan cümleler kurması yüzünden ne dediği, ne düşündüğü kaynıyor. Kamuoyunda hala Kürt’lere ve diğer azınlıklara bazı haklar verilmesine karşılar sanılıyor. Açılıma da bana göre özünde karşı falan değiller. Son konuşmada Baykal’ın açıkça belirttiği gibi, yalnızca PKK ile muhattap olmaya karşılar. Ama üslup yüzünden bu önemli ayrıntı aradan kaynıyor.

    3. AK Parti ise hala kulağa hoş gelen, boş laflar söyleyerek oy avlıyor. Hala ne yapacaklarını açıklamadılar. Erdoğan, mecliste açıklamaları gereken gün, “açıklamak boynumuzun borcudur” diyerek bir ikinci cümle eklemedi. Israrla ne yapılacak, plan nedir kimseye söylemiyorlar. Şimdi de kalkmış Anadolu turuna çıkmış “açılımı anlatmak için”.

    Meclise anlatmadan halka mı anlatacaksın?

    Bunun anlamı çok açık. Açılımı oy avlamak için kullanıyorlar.

    .

    Bütün bunlar olurken de halk tartışmaya, ayrılıklar büyümeye, gerginlik ve sinir tırmanmaya devam ediyor. ABD planı olduğunu öngörenler de haklı konumuna yerleşmeye devam ediyor. Çünkü eğer ABD bir yana dursun, küresel kirli güçlerine bir hedefi olacaksa, o da ancak ortalığın karışması olacaktır.

    Toplum bilimcilerin vurguladığı gibi, kitleleri yönlendirmek veya saklanmak, kargaşa anında çok daha kolaydır.

    .

    Son meclis görüşmesinden benim çıkardığım sonuç, seçime kadar adamakıllı bir şeyin değişmeyeceği… AK Parti’nin bu tavrından oy kaybedeceği açık ancak uzun vadede beklenmedik meyveler de toplayabilirler. Sonumuz hayrola…

  • İnsanlar Kışkırtılmadıkça Kötüye Yönelmez

    DTP’ye karşılama töreni sonrası yağan tepkilerin ardında Ahmet Türk nihayet bir açıklama yaptı (Bkz. haber). Bu açıklamada beklenen savunmalar, karşı saldırılar ve önceden kestirilebilir yorumlar bolca bulunuyor. Fakat bunların yanısıra Ahmet Türk’ün tartışmaya açık çok önemli bir önermesi var:

    DTP olmasaydı dahi halk yine barış grubunu yüz binler olarak karşılayacaktı

    Bu önermenin ne kadar doğru olduğu aslında açılım sürecinin kilit noktası.

    Açılım bana göre en çok, ayrımcı Türk milliyetçiliği veya bireysel özgürlüklerin çok ötesinde, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki ekonomik ve sanayi kilidini açması umuduyla önem taşıyor. Bu kilidin asıl gücü de korku ve terör.

    “Acaba halk barış grubunu ne kadar destekliyordu” sorusunun yerine, “acaba halk terörü ne kadar destekliyordu” sorusunun cevabını aramak gerek.

    Halkın eğitim, gelir ve umut dağılımının Türkiye’nin diğer kesimlerine göre oldukça aşağıda olduğu bu bölgesinde teröre verilen destek, teröre bağlanan umutlar, bu kilide vurulan kaynaktır.

    Eğer Ahmet Türk’ün dediği gibi, “DTP olmasaydı dahi halk yine barış grubunu yüz binler olarak karşılayacaktı” ise, zaten açılımın hiç bir şeyi açamayacağı ortada demektir.

    Fakat bana bu senaryo hepten oldukça saçma geliyor. İnsanlar kışkırtılmadıkça kötüye yönelmez.

  • Erdoğan Da Mı Açılım’a Karşı?

    DTP’nin karşılama törenine tepkiler büyürken bundan 3 gün önce Ahmet Altan’ın yazdığı yazıyı atlamışım, bir arkadaşım* sayesinde okudum (Bkz. “Barışa Alışmak“). Ahmet Altan’ın yazısının en can alıcı bölümünü aynen paylaşıyorum:

    “Türk tarafı kendi çocuklarını nasıl “şehit” gördüyse Kürtler de kendi çocuklarını “şehit” gördü.

    İki taraf da diğer tarafın ölüsünü aşağıladı.

    İki taraf da kendi haklılığına inandı.

    Şimdi iki taraf da yeni bir hayatı, yeni bir barışı kabullenirken zorlanacak.

    İki taraf da barış kapımıza geldiğinde “biz kazandık” diye bağırmak istiyor.

    Ama barış, savaş değil.

    Savaşı sadece tek taraf kazanabilirken, barışı iki taraf da kazanabiliyor.” (Ahmet Altan, 20.10.2009)

    Ahmet Altan’ın yazılarıyla çoğunlukla çelişirim. Özellikle neoliberal yaklaşımları, taraflı yorumları genellikle sinirlerimi germekten öteye geçmez. Fakat özgürlük ve eşitlik söz konusu olduğu zaman, her ne kadar çoğu zaman olayları çarpıtarak yorumlasa da genellikle haklı noktalara parmak basar. Özetle yazılarının çoğu zaman tümünü değil, yalnızca belirli bölümlerini onaylarım. Bu alıntıda da (özellikle ilk yarısı tarışmaya açık gözükse bile) tamamen açık ve doğru bir tespitle belirtmiş.

    Yıllarca “biz”i “sen” ve “ben” olarak ayrıştıran bir iç savaşın asıl yüzünü vatandaşın çoğunluğu görmedi. Sen ve ben düşman belledik, yaşananı da savaş. Sıra barışa geldiğinde artık seni beni bırakma vaktidir. Sen bana, ben sana yanaşarak, biz barışa yanaşıyoruz. Biz kazanıyoruz.

    .

    Peki bu yorumda 3 gündür yazdıklarımla çelişiyor muyum? Hayır. DTP’nin yaptığı barışa çomak sokmaktır. Alevi sönmek üzereyken, tekrar körüklemektir. Barışı suistimal ederek, savaşın galibi gözükmeye çalışmaktır. Apo’yu yüceltme çaresizliğidir. Halbuki savaşmak bir insanı asla yüceltemez. Gelmiş geçmiş bütün yüce liderlerin tek ortak yönü barıştır.

    .

    DTP’nin bu tavrı karşısında açıklama yapan Erdoğan’ın açıklamasında ise iki nokta dikkatimi çekti (Bkz. haber).

    1. “Bütün olay silahın bırakılmasında. Silah bırakılmadıktan sonra söylenecek bir şey yok.” derken Baykal’ın aylardır söylediğini aynen tekrar ediyor.

    Elbette ki basının haberleri veriş şekli, Baykal ve CHP’nin yorumlarını sunuş tavırlarındaki hatalar bu benzerliği neredeyse farkedilemez kılıyor. Vatandaş hala CHP’yi açılıma karşı sandığına göre, bu durumda Erdoğan da mı açılıma karşı olmuş oluyor?

    2. (PKK’nın lider kardosundan bahsederken) “Şu anda zaten üçüncü ülkedeler.”

    Özellikle hiçbir gazete bu cümleyi irdeleme gereği bile duymamış… Başbakan bunu biliyorsa, nerede olduğunu neden açıklamıyor? Neden kimse bir şey yapmıyor? Daha kötüsü yapamıyor? Haydi ikinci ülke Irak anladık, üçüncü ülke hangisidir? Bilginin kaynağı neresidir?

    Bu soruların cevapları verilmedikçe, PKK lider kadrosu teslim olmadıkça, tabandan 34 veya 340 vasıfsız çete üyesi teslim olsa ne farkeder?

    .

    * Fatma’ya selamlar.

  • DTP Ahmak Mı, Hain Mi, Yoksa Yalnızca Çaresiz mi?

    DTP, teslim olan PKK’lıları parti otobüsüyle şehir turuna çıkardı.

    Yıllarca güya demokrasi, güya barış, güya eşitlik istediğini iddia edenler bir anda son birkaç haftada aşırı kürt milliyetçisi, faşist yüzlerini göstermeye başladı. Fikirlerine çok değer verdiğim bir dostumun tanımıyla “PKK açırı kürt milliyetçiliğini temsil ediyor*”. Bu yüzlerini gösterdikleri andan itibaren de ne Türk milliyetçileri (ister aşırı olsun ister kendi çapında), ne solcular, ne muhafazakarlar onların yakınında olacak.

    Belki de DTP’nin amacı budur. Terörün bitmesi durumunda siyaset olarak nerede kalacaklar? Huzurun bulunması durumunda ne yapacaklar?

    Belki de DTP’nin amacı terör ile savaşı resmen kaybedip devlete sığınmak zorunda kalan PKK’nın karizmasını biraz toparlamaya çalışmaktır. Ne yani, kendilerince PKK’yı övmeye mi çalışıyorlar? Ayrıca öyleyse bile Apo’nun bu tavırdaki yerini merak ediyorum şahsen. Uzun vadede PKK’nın Apo’ya özgürlük istediği ortada. Bunun akla ve mantığa sığmayacağı da ortada. Bu çabalar Apo’ya ve hatta yok olmaya yüz tutan PKK’ya ne kazandırabilir ki?

    DTP alenen saçmalıyor. Buna karşı taraftan birileri lüzumsuz oranda sinirlenip olay çıkarmadan önce akılları başına gelse bari.

    Belki de herkesin şüphelendiği gibi yalnızca kışkırtmaya çalışıyorlardır… Ama ben buna inanmak istemiyorum. Kimsenin aynı anda bu kadar ahmak ve hain olabileceğini sanmıyorum.

    .

    *Tuğrul’a selam olsun.