Etiket: bürokrasi

  • Fransız Bulldogu

    Resimdeki şirin mi şirin köpekçik “Fransız Bulldogu” oluyormuş. Bu köpekçiğin güzel yüz ifadesini meşhur “olaya Fransız kalmak” argo deyimiyle de birleştirince Frandaki bürokrasiye karşı bugünkü halet-i ruhiyemi oldukça açıklar bir ikili ortaya çıkıyor. İşin kötüsü yalnızca Fransızlar değil, buradaki her milletten bürokrasi memurları bu batağın içinde.

    Buraya geleli 14 ay oldu, ve bir örnek bile görmedik ki bir işi birisi doğru, düzgün ve en önemlisi zamanında yapsın. Bu cümleden çıkaracağınız anlamların hepsi doğru. Kesinlikle ve kesinlikle şu anki hüsranımın etkisiyle bir abartma söz konusu değil. Aradan oldukça uzun bir zaman geçtiği için ve 100% oranında doğrulandığı için artık maalesef genelleme yapmaya hakkım var sanırım.

    Tersten gidelim.

    İşleri zamanında yapmıyorlar. Örneğin bir vize başvurusunun sonucunda pasaportunuzu uçuş tarihinden 3 gün sonra size ulaştırabiliyor, bunda da sizi suçlayabiliyorlar.

    İşleri düzgün yapmıyorlar. Örneğin bir iş için gittiğinizde konu ne olursa olsun ilk tepki olarak “se pa possible” diye bir çemkirme çıkabiliyor ağızlarından. Anlamı ise “bu imkansız, yapılamaz, ya bi git başımdan” şeklinde özetlenebilir. Gel gör ki bugüne kadar herkes bu cümleyi kurmuş olsa da, sonunda hepsine o işleri yaptırmayı başardık. “Bugün git yarın gel”in Fransızcası bu olsa gerek.

    İşleri doğru yapmıyorlar. Örneğin almak için 6 ay uğraştığınız, bir yıl süreli olması gereken oturma kartının bitiş tarihini kartı size verdikleri tarihten 3 hafta sonrası olarak yazabiliyorlar. O sırada yurtdışına uçak bileti almış olma ihtimaliniz; bu kartın belki de sizin askerlik erteleme sürecinizde hayati olması; en basidi, bu hatayı belki de hiç farketmeyerek kimbilir Dünya’nın hangi köşesinde mahsur kalabilecek olma olasılığınız akıllarına bile gelmiyor.

    Böyle şeyler onları ilgilendirmiyor. Mesele bürokrasi olduğunda Avrupa genelinde gözlemlenebilecek olan, Avrupa’lı olmayanı adamdan saymama yaklaşımı Fransa’da  değişik bir boyuta geçmiş, kimseyi adamdan saymama halini almış. Sonra çırpın çırpınabildiğince. Tamamiyle güçlü olanın, sabırlı olanın ayakta kalabildği bir düzenek.

    Çok şükür ki atalarımızdan değişime, geçiştirilmeye, hırpalanmaya ayak uydurmayı iyi öğrenmişiz. Bu tür gavur oyunları bize vız geliyor tırıs gidiyor.

  • Vergi Aşkı Bürokrasiden Üstünmüş

    Aylardır çektiğimiz bürokratik çilelere her ne hikmetse vergi ile ilgili işlemler sırasında uğradığım hiçbir resmi kurumda rastlamamış olduğumu geçenlerde farkettim. Bu konudan buradaki eski toprak Türklerden birisine bahsederken “kapısına bağlı” diyerek gülmüştü. Bu sabah da uğramaktan bilhassa çekinmediğim, beni en ufak şekilde germeyen, çalışanların alabildiğine yardımcı oldukları “Hotel des Impots” yani vergi bilmemnesine tekrar gidince bu hissi hatırladım.

    Demek ki Fransa’da kurallar ve tavırlar insanına göre olduğu gibi, kapısına göre de gerçekten değişebiliyormuş.

    .

  • Fransa Bürokrasi Macerasında Son durum

    Geçenlerde postanede bana “mümkün değil” denen belge işinin ertesi sabah birden “mümkün” olduğundan bahsetmiştim. Adamın günahını almışım, keza eşime belgeyi veren adam bana “mümkün değil” diyen amca değilmiş. Dolayısıyla görevlinin gününe göre muamele yapmasından ziyade herkesin kafasına göre tepki vermesi durumu söz konusu.

    Aynı olayı ikinci postaneden aynı belgeyi almaya çalışırken de yaşadık. Orada da bir amca bana belgeyi “mümkün değil” ve “işim var” şeklinde bahanelerle vermedi. Ertesi gün eşim tekrar şansımızı denemek için gittiğinde genç bir kız arkadaş yardımcı oldu ve belgeyi aldık.

    Sözün özü, Fransa’da bürokrasinin daha çok “sabır testi” olarak işlev gördüğü gerçeğinin üzerine bir de evrensel etmen “insan faktörü” (insan etmeni de denebilir) de kendini göstermeye devam ediyor.

    İşin acı yanı, Fransızların Fransız olmayanlara veya en basitinden Fransızca konuşamayanlara karşı açık bir tavrı olduğu için bu “insan etmeni” bizim genelde aşmamız gereken bir engel oluyor.

    Ama alacağımızı aldık, şimdi İrlanda Başkonsolosuna mektup göndereceğiz. Arkası bir ara gelecek…

  • Fransız Hizmet Aşkı

    Fransa bürokrasisinden bahsetmekten ben yoruldum, adamlar kendi işlerini uzatmaktan yorulmadı.

    İrlanda’ya gitmek için yaptığımız vize başvurusu, Fransa’da Fransız yöntemleriyle iş yapan İrlanda konsolosluğunun geç ve eksik evrak göndermesi sebebiyle yanmıştı. Daha doğrusu uçağa yetişmediği için gidememiştik. Bu süreçte hakkımızı aramakla “bari en azından resmi bir cevap alalım” mantığıyla giriştiğimiz mücadelede postaneden elimize geçen postaların “iletildi” belgesini almamız gerekiyor.

    Dün akşamüstü yakındaki iki postaneden birine gidip müthiş Fransızca’mla amcaya derdimi anlatmaya çalışsam da başarılı olamadım. Postane görevlisi suratsız amca ısrarla “se pa possible” yani “bu mümkün değil”, “imkansız” diye tekrar etti. Amcadan umudu kesip eve döndüm.

    Bugün öğrendim ki eşim cinlik yapıp yarı Fransız bir arkadaşımızla bu sabah aynı postaneye tekrar gitmiş. Amcanın kızlara karşı zaafı mı vardır nedir, dün akşamki “ce pa possible” bu sabah olmuş “possible”.

    Bu gelişmenin ardından, postane memuruna değil; her olayda benzer muamele görmemize rağmen hala “olamaz” denen şeyin aslında “bal gibi de olabilir” olduğunu öğrenememiş olan kendime kızdım.

    Bugün de yine aynı belge için başka bir postaneye daha gitmem gerekiyordu. Oraya gittiğimde de başka bir suratsız amca ve benzer bir tavırla karşılaştım. Bu defa da bahsettiğim yarı Fransız arkadaş telefondan destek veriyordu.

    Sadede gelirsem… Amca telefonu arkadaşın suratın kapamadı ama hafif hiddetle bana doğru bıraktı. O sırada suratındaki ifade ve boğavari nefes verişinden belgeyi vermeyeceğini anladım. Bozmadan arkamı döndüm, telefondaki arkadaşa teşekkür ettim ve uzaklaştım.

    “Türkiye’de bürokrasi vardır, batıda yoktur”, “bizde memurlar iş yapmaz, falandır feşmekandır” diyenlere ısrarla bir kez daha selam olsun.

  • Fransa Bürokrasisine Bir Dalış Daha Mı Geliyor?

    Fransa’ya geldiğimizden beri, her şeyi yasal ve hakkıyla yapmamıza rağmen, ne kadar bürokratik mücadele verdiğimizi bir biz biliyoruzdur herhalde. Ailelere bunu anlatsak da anlamıyorlar. Arkadaşlara bahsediyoruz, “sen Türkiye’de yetiştin sana koymaz” diye şakayla karışık küçümsüyorlar. Halbuki durum bambaşka.

    Türkiye’deki vatandaşı düşünen devlet yapısını, hızlı bürokrasiyi alnından öpeyim!

    Bütün bu yavaşlıklar yetmezmiş gibi bir de ara sıra farkına vardığımız eksik ve yanlış bilgi yumakları var her tarafımızda. İlk geldiğimizde oturma izni çıkartmak için altı üstü 3-5 belge toplamak gerekirken, ne kadar kıvrandırıldığımızı o zaman yazmıştım. Resmi daire dışında kimsenin resmi süreci bilmemesi yetmezmiş gibi, resmi dairede illa Fransızca konuşulması ihtiyacı, ayrıca herkesin bilip bilmeden “herşeyi biliyor” tavrında olması Fransa’ya yeni yerleşen yabancıların ortak şikayeti.

    Türkiye’de işi gücü bırakıp az buçuk birikimleri yurtdışına taşınma ve orada edineceğimiz tecrübeye helal eden bir çekirdek aile olarak artık tek sıkıntımız benim iş bulma ihtiyacımdı. Mesele maddi değil. Boş durmayı sevmiyorum, artı gelmişken madem dövizli askerliğin yolunu açayım değil mi? Ama o konuda da kısmetimiz çok açık değildi. Keza gelir gelmez tezimle uğraşmam, o sırada krizin tavan yapması, çalışma iznimin olmayışı ve benim Fransızca öğrenmede planladığım hızlı girişi yapamamış olmam hepsi birlik olunca 8 ay göz açıp kapayıncaya kadar geçiverdi. Bahane olarak söylemiyorum, hepsini ayrı ayrı iş görüşmelerinde duydum.

    “Of, bu kriz bizi de vurdu. İş vermek istiyoruz ama kriz yüzünden işten çıkartılanlarla bile başedemiyoruz.” – …

    “Ocak’ta 40 tane iş vardı, bugün 5 tane.” – Keşke Ocak’ta iş bakmaya başlasaymışım!

    “Tam sana göre bir iş var ama ekip Fransız. Hepsi Fransızca konuşuyor.” – Ama, ama ben, anlaşırız be abi! Hadi be!

    “Sana iş bulmak zor çünkü çalışma iznin yok. (ve arkasından gelen 3 değişik gerekçe)” – E iyi de abicim, bana işi bulacağız ki o sayede çalışma izni alabileyim?!

    Zaten yarı bilgili Fransızlar ile kısır döngüler hep bir arada gidiyor. Bir dönem de hatırlayanlar olacaktır, oturma izni için sağlık sigortası lazım dediler bana; sağlık sigortasına başvurmaya gidince de oturma izni sordular… Aynı şekilde geçen gün görüşmeye gittiğim adam da bana çalışma iznin yoksa iş bulman zor diyor…

    Kendimi sabırlı bilirdim, Fransa sayesinde sınırlarımı genişletmeyi öğreniyorum. Teşekkür ederim sana Fransa!

    Ve son olarak yine her zamanki çaremize başvurmaya karar verdik: Kendi işimizi kendimiz göreceğiz!

    Hemen araştırmalara koyulduk bugün, nasıl kendime çalışma izni çıkartabilirim diye. Sonuç olarak tabi ki 2 değişik yol bulduk. Tabi ki kimse bize bunlardan bahsetmemişti ve tabi ki yine kendi kendimize halledeceğiz herşeyi (tabi olursa).

    Fransa’da Fransızca’yı çat pat konuşarak, İngilizce’nin yardımı, her yere dalıp çıkmanın verdiği azim ve interneti canavar gibi kullanarak öğrenebileceklerinizin de özgüveni ile sanırım yapamayacağımız bir şey yok.

    Yarın sabah “Prefecture”ye gidip resmi süreci öğreneceğim. Sonrasını işler netleştikten sonra yazarım…

    .

    Eğer en başından bugün öğrendiklerimizi bilseydik… Muhtemelen şimdi aylardır çalışıyor olurdum.