Etiket: bilimde kadrolaşma

  • Darwin Olayından Gayrı, Tübitak’ta Kadrolaşma

    Önce Tübitak’ta kadrolaşma hakkındaki tarihi olay akışını okuyun: ekşi sözlük yazarından bir yazı

    Öncelikle hemen belirtmek gereken birkaç nokta var:

    1. Ekşi Sözlüğü asla takdir etmem, takip etmem (çünkü bkz. 2. madde). Fakat yine de arada sırada faydalı veya önemsenmesi gereken yazılar olduğundan, küçümsemem de. Bana Nesli’den gelen bu yazıyı okuduğumda da hemen paylaşma gereği duydum.
    2. Ekşi Sözlük, asla ve asla resmi veya geçerli bir kaynak olarak kullanılamaz. Ekşi sözlük yazarları takma isim kullandığından sözlerinin asli değeri olmadığı gibi, bu yazıya özel olarak kaynak gösterilmediği için de resmi kaynak değildir. Fakat, yine de bu haberlerin bir kısmını ben hatırladığım için diğer kısmının da doğruluğunu kabul ettim. Yanlışlar, eksikler veya düzeltmeler olursa lütfen belirtin. Haberler eski gazetelerden zaten bulunabilir.
    3. Bu yazıyı Darwin sansürüne bağlamamak gerekir çünkü daha önce de yazdığım gibi Tübitak’ın resmi açıklamasını kabul etmek ve doğru saymak zorundayız. Bu gibi durumlarda sabırla ve dikkatle, olayları birbirine bulaştırmadan incelemek ancak bizi katıksız doğru sonuca ulaştırabilir.
    4. Türkiye Cumhuriyeti, Süleyman Demirel’in neredeyse her konuşmasında bir kere vurguladığı gibi, bir “Hukuk Devleti”dir. Yani yasalar, kanunlar ne derse o uygulanmalı, hukukun kararlarına ne olursa olsun saygı gösterilmelidir. Darwin örneğinde hukuki bir durum olmadığından resmi açıklamaya inanmalı, öte yandan yukarıda bağlantısını verdiğim yazıdaki örneklerden gördüğümüz gidişat için ayrıca düşünüp olan bitenin farkına varmalıyız.

    Hayatta doğruya ulaşmanın yegane yolu adaletten geçer. Adalet, olaylara tarafsız bakıp, doğruyu adil bir şekilde görmeye çalışmaktır.

    Adil bir bakış açısıyla ele aldığımızda hükümetin yaptığı sayısız doğru iş, karşısında yaptığı sayılı, fakat az ve bilhassa öz tehlikeli ve kalıcı değişiklik mevcut. Ülkeyi bugün itibariyle yıpratan etmenlerden birisi de bu durum.

    İnsanların sıklıkla dediği gibi “kim gelse kadrolaşacaktı” ya da “kadrolaşma işleri hızlandırır, ne güzel işte istikrar sağlanır” gibi avutmalar benim için adaletten ve gerçeklikten oldukça uzaktır. Öncelikle bir devlet içinde istikrar, ancak ve ancak yönetimden bağımsız, partiler ve fikirlerüstü bir yetişmiş devlet erkanı oluşturarak mümkün olur. Öyle bir devlet kadrosu olmalıdır ki, başa kim gelirse gelsin tıkır tıkır işlemelidir. Gerçek istikrar, gerçek sağlam devlet yapısı budur. Yoksa her gelenin kadroyu sıfırladığı bir yapı, her seçimde yeni krizlere, yeni çalkalanmalara mahkum kalır.

    Tersinden baktığımızda “çalıyorlar”, “kilit noktalara adamlarını zorla sokuyorlar” veya “yandaşlarını besliyor, kolluyorlar” gibi suçlamalar da adaletten uzaktır, çünkü bu konuda son sözü bizim veya gazetelerin veya herhangi bir politikacının söylemesi iftiradan öteye geçemez. Bu konularda tek ve son söz her zaman yargıdadır. Yargı çaldı derse çalmış, suçsuz derse suçsuz kabul edilmelidir. “Hukuk Devleti” olmak bunu gerektirir. Adalet, hakkaniyet ve dürüstlük bunu gerektirir.

    Bütün bunların ışığında benim naçizane fikrim de, kendi bilgim ve takip ettiğim haberler doğrultusunda hükümetin çok yoğun bir kadrolaşmaya devam ettiğidir. Bu zaten çok tartışmaya açık bir konu değil, Başbakan da yıllar önce kadrolaşmanın hizmet vermeleri için bir ihtiyaç olduğunu savunmuştu. Tübitak’taki kadrolaşma ise bütün bunların dışında, bağımsız ve bilimsel olması gereken bir kurum olması gereğinden yola çıkarak oldukça tehlikelidir. Belli başlı noktalarda kadrolaşma tartışılabilir diyebilirsiniz, fakat bilimde kadrolaşma, bilimin doğasına aykırıdır.

    Bu doğrultuda, sütten ağzı yanmış birisi olarak kesin ifade kullanmadan bağlarsam… Eğer en başta eklediğim yazıyı yazan kişi, haberleri doğru şekilde vermişse, Tübitak’ın hali, haliyle de bizim bilim geleceğimizin hali biraz puslu olmuş olur.

    Bilim, günümüzün en büyük hazinesi, devletler arası en büyük güçtür. Şakaya da küçümsemeye de gelmez.

  • Evrim “Aldatmacası” ile Kendi Kuyumuzu Kazmak

    Dün akşam Türkiye haberlerini gözden geçirirken geçenlerde Amerika ile dalga geçtiğimiz bir konunun Türkiye’de de manşetlik bir olay yarattığını gördüm. Tübitak’ın yayınladığı Türkiye’nin resmi anlaşılır bilim dergisi “Bilim ve Teknik”, son sayısını gecikmeli çıkartacakmış. Üst kurul (yönetim kurulu) tarafından derginin tasarlanan kapak konusu ve içeriğindeki yazıları çıkartılmış, genel yayın yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman da görevinden alınmış.

    Bu olay dizisinde birden fazla önemli hata bulunuyor.

    1. Dünya Darwin yılı olarak uluslararası alanda kutlanan bu yılda, Darwin’in 200. doğum gününe gelen Mart ayında bu kapağın kullanılması çok normal. Teoriyi bir kenara bırakalım, Darwin, Einstein (Aynştayn) fizik biliminde ne ise, Biyoloji biliminde odur. Dolayısıyla yaşamış en büyük biyolog için bir bilim dergisine defalarca kapak olmak oldukça normal karşılanmalıdır.
    2. Kapak konusu olmaktan çıkartılmanın yanısıra, dergi içerisindeki 15 sayfalık içeriğin de çıkartılması ile konunun kasten sansürlendiği hissi verilmiş oldu. Muhtemelen de aynen öyle oldu, fakat Tübitak ve “Bilim ve Teknik” tarihinde daha önce bu şekilde bir üst kurul sansürü yaşanmamış olması da cabası. Bu durumda Tübitak atamaları ve bilimsel altyapımızda de yapılıyor olması muhtemel kadrolaşma (hatta Darwin karşıtlığından anlaşılacağı üzere bilimsellikten uzak bir kardolaşma) olması ihtimali çok yüksek.
    3. Bilime ve bilimsel yaklaşıma saygısızlık. Evrim kuramı ister doğru ister yanlış olsun, Darwin ve kuramları ortaçağ Newton fizik yasaları, günümüz Einstein (Aynştayn) kuramları gibi bilimsel kabul görmüş fikirlerdir. Bilimde aksi ispatlanana kadar doğruluğu kabul edilen bu tür kuramlar bilimsel yaklaşımın temelini oluşturur. Darwin de bir çok eski kuramı çürüterek ulaştığı kuramlarında bugünün “bilimsel doğru”sunu yaratmıştır. Buna saygı göstermek her bilim insanının ve aklın ilk görevidir. Ardından ikinci adım olarak istendiği kadar eleştiri ve şüpheye yönelinebilir. Bilim adım adım ilerler. Önceki kuramları saygıyla karşılamadan bir diğerine, ve en nihayetinde de doğruya, ulaşılamaz.
    4. Darwin’in çalışmaları ve ona bağlı olarak “Evrim” kuramının karşısında olmayı tercih eden kesimlerin bilgi eksikleri olması en zayıf yönleri. Bu kişiler evrim kuramına en kutsal ve iyi niyetle bile itiraz ediyor olsalar bile, dayanakları bilgi değil, kulaktan dolma söylentiler ve hikayeler olduğundan dolayı iddiaları yetersiz ve yerine göre adaletsiz kalır.

    .

    Dünya’da evrim karşıtlığı genellikle yobaz Hristiyanlar tarafından yürütülse de Türkiye’de genellikle yobaz olmayan, saf ve iyi niyetli, fakat yeterince bilgi edinememiş dinibütün veya “milliyetçi” kişiler tarafından sürdürülür. Bu gözle iki tarafı da ele alırsak:

    • Darwin’in Hristiyan olması ve aslen Tanrı inancı olan bir bilimadamı olmasını bir yana bırakalım, evrim kuramının Allah’ı bizim önceden kestirdiğimizden ne kadar daha yücelttiğini farketmemek yalnızca gaflet olur. Kadere inanan bizler için, herşeyi yaratan ve bilen yüce Allah’ın en başından hayvanların ve insan vücudunun gelişimini tasarlayamamış olması mümkün değildir. Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen, önce vücudun yaratılıp sonra ona ruh eklenmesi olayı da evrim değildir de nedir? Evrim, bu süreçte oluşan vücut olamaz mı? Bilimde de tesadüf yoktur, Allah katında da. Bilim tüm Dünya’da aslında Tanrı’nın büyüklüğünü gözler önüne seren tek kurumdur. Sırf bu sebeple bile bilimin özünü keşfetmeden yürütülen bilim-din karşılaştırması yobazlıktan ve cehaletten öteye geçemez. Sırf bu yüzden yüzyıllardır, bilimadamları ile yobazlar karşı karşıya gelip hem bilimin hem de dinin lekelenmesine sebep olmuştur.
    • Türk milliyetçiliğinin temel taşlarından olan “kurt” simgesi hakkında büyük Türk mitolojisini bilmeyen masum genç milliyetçi akım, bahsi geçen “kurt”u dağlarda gezen 4 ayaklı hayvan olan kurt zanneder. Halbuki bilmezler ki evrende Dünya’dan takip edilen en büyük takım yıldızlardan birisi (ki tüm mitolojilerde en önemli yıldızlardan sayılan Sirius çiftini ve bu çiftteki yine “kurt” sıfatlı Sirius-B yıldızını da içerir) “Büyük Kurt Başı” şeklindedir ve binyıllardır bu sıfatıyla bilinir. Milliyetçilerin evrim karşıtı duruşunda Türklerin maymundan değil fiziksel olarak kurttan geldiğini savunmak hem bu açıdan bilgisizlik hem de dünyada gelmiş geçmiş en büyük kültürlerden olan Türk kültürünü ve büyük Türk Mitolojisini küçültmek olur. Bu konuda da kendi saygınlığımızı bilgisizliklerimizle kazara örtme çabalarımız elbet çok yakında günışığına çıkacaktır. Türk mitolojisi de Antik Yunan, Çin, Eski Mısır, çeşitli eski Güney Amerika  kültürlerindeki gibi sahip olması gereken saygınlığa ve yol gösterici konuma ulaşacaktır.

    Bir konuda fikir belirtmeden önce duygularımıza değil, tek kaynak olması gereken gerçeğe, yani bilgiye güvenmeyi en kısa zamanda öğrenmemiz dileğimle, herkese selamımı aşağıdaki 3 alıntı ile gönderiyorum.

    .

    “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir (bilgidir), fendir (bilimdir). İlim (bilgi) ve fennin (bilimin) haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir.” – M. K. Atatürk (Kaynak: vikisöz)

    .

    “İlim (bilgi) bir hazinedir; anahtarı sormaktır. Allah size rahmet etsin, sorun; çünkü sormakla dört kimse mükâfat alır: Soran, cevap veren, dinleyen ve onları seven”. – Hz.Muhammed (Kaynak: vikisöz)

    .

    “Sana ilim (bilgi) geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lanetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.” – Kur’an-ı Kerim, Ali İmran:61 (Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)

    .

    not: “ilim”, Arapça’da ilm (bilmek) kökünden gelir, bilgi anlamındadır.