Etiket: batının sözünden çıkmamak

  • Ermenistan, Yine Aynı Şekilde…

    Ermenistan ile sınırımızın açılması, ilişkilerin tekrar başlaması ve ticaret oluşması için resmi adım atıldı. Yakında resmi antlaşma da imzalanacak ve birbirimizin “toprak bütünlüğüne saygı, içişlerine karışmama” gibi konularda resmi söz verilmiş olacak… Karadağ meselesinde de böylece Azerbaycan’ı uyutmuş olduk… Bu gelişmeyle hükümet maalesef yalnızca iç politikada değil, dış politikada da alenen tutarsız ve dengesiz tavırlar sergileyebileceğini ispatlamış oldu.

    Gerçi hemen yüklenmemek lazım. Sonuçta tutarlı oldukları bir nokta var ki o da liberal, küresel sermayenin çıkarına olacak ne varsa onu gerçekleştirme azmi. Dolayısıyla Ermenistan meclisinde Erdoğan’ın “Karabağ yüzünden sizinle ilişkiyi kestik, o sorunu halletmeden tekrar ilişki kurmayız” diyip, ardından dışişleri ve cumhurbaşkanı yoluyla protokol imzalanması kendi içinde tutarsız gözükse de büyük resme baktığımızda oldukça tutarlı. Zaten AK Parti bu çok başlı politikayı 2002 yılından beri kullanıyor ve hepimizi uyutuyor. Birisi bir şey diyor, öteki aksini yapıyor. Böylece herkese bir nazar boncuğu dağıtılmış oluyor.

    Komşularımızla ilişki elbette ki kurmalıyız. Sınırları elbette ki açmalıyız en nihayetinde. Kardeşçe, barış içinde yaşamalıyız muhakkak. Gel gör ki AK Parti ve ilişkili olduğu yöneticilerin yaptıkları fikir olarak güzel şeyler bile yapış şekillerinden dolayı insanın kursağında kalıyor…

    Güven veremiyorlar.

  • İran Seçim Sonuçları ve “Biz Kaç Kişiyiz?” Güzellemesi

    İran’da seçim sonuçları açıklandığından beri kitlesel bir isyan yaşanıyor. Aslında çoğu “doğu kültürü” ülkesinde görmeye alıştığımız isyanlar bunlar. Halbuki isyanın içeriği veya büyüklüğü ile asla seçim sonuçları kestirilemez, hatta yorumlanamaz.

    2007 seçimlerinden kısa bir süre önce “Biz Kaç Kişiyiz?” sloganlarıyla birleştiğini düşünen, “sessiz çoğunluk” olduğunu zanneden sesli bir azınlık ile Türkiye’de bir çok eylem yaşadık. Bu hafta boyunca İran’la ilgili haberlerde de aynı yanılsamayı gördüm.

    Yanlış anlaşılmasın, İran’daki gelişmelerle bizdeki eylemleri benzetmiyorum. Yalnızca bu tür kitlesel eylemlerin doğasında bulunan kendini yanıltma eğiliminden bahsediyorum.

    Türkiye örneğinde kendini çoğunluk sanan kitlenin, sözde azınlık karşısında eylemlerinin seçim sonuçlarındaki 47% hezimeti ile bir anda nasıl söndüğünü gördük. Her ne kadar ben de o dönemde “biz kaç kişiyiz” hareketini desteklemiş olsam da, eylemleri ve içeriğini asla hazmetmemiştim. Kitleleri muğlak laflarla birleştirip, ardından özel meselelere değinmek işe yaramıyor, o dönemde net bir şekilde gördük.

    O dönemde batı basınında bizdeki olaylar “Türkiye iki kutba ayrılıyor” şeklinde yer veriliyordu. Türk olmayan kiminle konuşsam halen bana bu iki kutbu soruyorlar. Artık batılı halk, bizi batılı elitin göstermek istediği, bize hissettirmek istediği şekilde görüyor. “Türkler kendi içinde ikiye ayrılıyor”… Bu da malum derin planların zaten ilk adımı.

    İran’da da benzer olaylar görüyoruz. Seçim sonuçları ile rakibini ikiye katlamış bir iktidar, görüşü ne olursa olsun, yerini haketmiş bir yönetim bugün başta. Seçim sonuçlarına yapılan itirazlar, yeniden sayım ve seçim kuralları ne beni ilgilendirir, ne batılı herhangi bir ülkeyi. Gel gör ki batıda çıkan haberlerin odağında eylemlerde tutuklananların sayısı ve seçimde “kaybolan” oylar var. Batı, mevcut yönetim işine gelmediği için demokrasi söylemini bıraktı, alınan oy miktarına değil, sözde kaybolan oy miktarına odaklandı.

    Banu Avar’ın sürekli vurguladığı gibi, “batının demokrasi anlayışı taraflıdır”. Demokrasi, halkın söz sahibi olmasıdır. Halkı yönlendiren, yanıltan veya milli iradeyi hiçe sayan her yaklaşım, ister kişisel ister kitlesel olsun, despotluktur. Dolayısıyla batı medyası elini çeksin de İran bu meseleyi kendi halletsin. Kimsenin bir başka milletin milli meselesine elini uzatmaya hakkı olamaz.