Etiket: 2009 yerel seçimleri

  • Yakılan Oyların İsinden Gözümüzden Kaçanlar

    yanik-pusula

    Seçimlerin üzerinden günler geçti. Bu seçimde de her seçimde olduğu gibi “oylarımızı yaktılar”, “sandıklar kaçırıldı”, “sonuçlar şaibeli” yakarışları yükselmeye devam ediyor. Yine muhtemelen her seçimde olduğu gibi bir süre sonra sonuçsuz ve önemsenmemiş şekilde bu sular da durulacak, biz de hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bugünkü yazımda da hayatımızda asıl önemi olan konudan hemen önce bu seçim çemkirmelerine kısaca değinmek istiyorum. Velhasıl, aradan çıkmış olsun, bir daha da lafını etmeyelim…

    Henüz seçim sayımları devam ederken iddialar başladı. “Bir gazete”nin iddiasının aksine, yalnızca CHP tarfından “çirkelme” olarak değil, çeşitli partilere dokunacak şekilde, değişik sonuçlarla iddialar ortaya atılıyor. Bugüne kadarki iddialardan ve haberlerden bazıları şunlar:

    29 Mart: Ankara’da elektrikler kesiliyor. ?! Kasıt olabilir.

    30 Mart: Dikmen’de (Ankara) sandıklar kaçırıldı.

    1 Nisan: İstanbul’da çöpten oy bulundu. CHP ve AKP suçu birbirine attı.

    3 Nisan: Emniyet’ten açıklama raporu geldi. Ankara’daki elektrik kesintileri sabotaj.

    3 Nisan: Adana’da çöpten oy pusulaları çıktı.

    3 Nisan: CHP belediyesi ÖDP’ye gitti. Tekrar sayımda sonuç değişti!

    3 Nisan: Kocaeli’den ilginç bir itiraf geldi. “CHP’nin oylarını 100TL’ye yaktık. Vicdanım elvermedi.” (düzeltme: adil olmak açısından az önce yayınlanan karşı haberi de buradan okuyabilirsiniz.)

    Bunların yanısıra, “oyunu bilmemkime verdiğini ispatlayana şunu vereceklermiş”, “oyunu şuna verenleri evinden alıp evine geri götürüyorlarmış veya yol parasını karşılıyorlarmış” gibi iddialar da cabası.

    Sonuç olarak, her seçimden sonra bunların yaşanması yöneticilerin “yarın öbür gün bize de gülecek olan yılan bin yaşasın” yaklaşımıdır. Her seçimde, hükümetin kendi lehinde olacak şekilde sonuçlara müdahale ettiği söylentilerinden bıktım usandım artık. Her seçimde de halk galeyana getiriliyor “bu kadarı daha önce hiç olmamıştı” diye. Halbuki ben bu olayların yaşanmadığı bir seçim hatırlamıyorum…

    Çözüm çok basit. Uygulamak isteyene…

    Bilgisayarlı oylama tüm Dünya’da kullanılıyor. Oy kabinine aynı şekilde giriliyor. Kağıda, 1800’lerin teknolojisiyle “evet” basmak yerine düğmeye basılıyor. Bilgisayar kayıtlarından istenen bilgi elde edilebilir. Oylama işlemi ve sonuç elde etme işlemi daha hızlı olur. Ne oy yakmalar, ne sandık kaçırmalar kalır.

    TC kimlik numarasız oy kullanılmasına bile her partinin itiraz ettiğini düşünürsek bu uygulamaya herhalde bir 20 sene daha geçmeyiz diye tahmin ediyorum… Sonra çıkıp meydanlara, ileri gitmekten, gelişmekten, halkı eğitmekten dem vuruyorlar.

    .

    liderler

    Bir yandan hala seçim tartışmaları devam ederken, 200 yaşındaki seçim teknolojimizin isinin arkasında birileri bizim için bazı kararlar verdi. Bol miktarda değindiğim bu konuda bir kez daha yeni ayrıntıları paylaşıyorum…

    G20 zirvesi sona erdi. G20’nin en önemli sonucu IMF’nin iyiden iyiye güçlenmesi oldu (Bkz. IMF’ye 1.1 trilyon aktarma kararı haberi). Buna pek de sevinenler oldu haliyle.

    Çoğu açıklama “nabza göre şerbet” şeklinde durumu ele aldı. Nabza göre yapılan yorumlardan birkaçını “G20’de kim kazandı kim kaybetti?” haberinde de görüyoruz. ABD sonuçlardan memnun olduğunu açıklarken, öte yandan birileri de IMF’nin güçlenmesini, ABD’nin küresel ekonomiye etkisinin azalması şeklinde yorumlamış, bu duruma pek sevinmiş… Aman maşallah diyin. Bizim tarafa gelecek olursak da Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in “Bunun bir dönüm noktası olduğunu söylemek isterdim ama sorumlu bir kişi olarak bunu söyleyemem” dediğini görüyoruz. Haydi Buyurun…

    Herkes aynı düzen içerisinde kendi işine gelen şekilde açıklama yapıyor özetle. Aynı çarklar dönüyor. Yalnızca birileri, “hızlandıralım mı yavaşlatalım mı, yerlerini mi değiştirelim yoksa?” gibi numaralarla sanki düzeneğin değiştiği izlenimi yaratıyor. Haydi hayırlısı, ne diyeyim.

    Bu arada bizi doğrudan ilgilendiren olaylar da olanca hızıyla gelişmeye devam etmiyor değil. Nihayet (!) IMF ile anlaşma yolunda ilerleme kaydedebildik. Daha önce yazdığım gibi (Bkz. Seçimin Krize Etkisi), IMF ile olan anlaşmanın seçim korkusuyla oyalandığı açıklığa kavuşmuştu. Her ne kadar vaktinde Başbakan’ın açıklamalarıyla sevinip (Bkz. Ümüğümüzü Teslim Etmiyoruz), gerçekten ne yaptığımızı biliyoruz sanmıştıysam da, bugün maalesef ümükten umudu kesme yolundayım.

    Şu ümüğü artık bir sıktırsak da kurtulsak.

  • Adalet Bakanı’ndan Büyük Adalet Ayıbı

    Seçime doğru yaklaştıkça, geçen 2 genel seçim ve son belediye seçmine oranla AKP’li adayların işlerinin biraz daha zor olacağı fikri yayılmaya devam ediyor. Her ne kadar oy oranında muhtemelen azalma olacak, bazı bölgelerde zorlanacak olsalar da benim tahminimce AKP sonunda yine büyük bir fark ile Türkiye’nin tamamına yakınını alacaktır. Fakat bazı bölgelerde çok şaşırtıcı ve bir sonraki genel seçimler için işleri arapsaçına çevirecek değişimler bekliyorum. Örneğin İzmir ve İstanbul’un el değiştirmesi olasılığında yıllardır kısırlaşan sanal tartışmalar, olması gereken şekilde rayına oturma yoluna girecektir. Artık hiçbir ilin hiçbir siyasi partinin “kalesi” olmaması gereken bir dönemdeyiz. Aynı şekilde İstanbul’un Türkiye’nin aynası olduğu kanısının da yıkılması siyasi geleceğimiz için çok faydalı bir değişim olur. Benzer şekilde doğu ve güneydoğuda ırk temelli oyların da erimesi çok umut verici olacaktır, ki son genel seçimlerde işaretlerini görmeye başladık.

    Bu kaçınılmaz büyük değişim ortamında iktidar ve güç sahibi AKP’nin elindeki kozları kaybetmeme uğruna değişik bir söylemde bulunmadığını görüyoruz. Önceki seçimlerde hizmet ve istikrar söylemlerini zaten kullanmışlardı. “Durmak yok, hizmete devam” bu açıdan değişimi andırmıyor ve sanki 10 sene geçse hala aynı söylemle devam edecekler havası uyandırıyor. Eminim bugün için yine yeterli olacaktır, fakat uzun vadede AKP’nin bu söylemden arınması, yeni bir koz üretmesi gerekecek.

    Karşısında CHP, AKP’nin yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkartıyor, AKP’nin köşe bucak kaçtığı Deniz Feneri davasını gündeme oturtmaya çalışıyor ve AKP’nin hizmet edemediğini değil, kendilerinin daha iyi ve dürüst hizmet vereceğini savunuyor. Her ne kadar yapabileceklerinin muhtemelen en iyisi bu olsa bile, haklı olsalar da olmasalar da, halkın oyları bu kadar hızlı kitlesel olarak kayacak durumda değil bugün şartları altında. Bu sebeple genel oylarda ufak kayma kendini gösterse de yine de CHP’nin İstanbul’u alması, kazanabileceği en iyi sonuç olacaktır. Genel seçimlerde de fazlasıyla işlerine yarayacak bir sıçrama olur.

    MHP bu sırada daha sakin bir yükselişin peşinde. Tabanlarının AKP ile çoğu konuda çakışıyor olmasından dolayı AKP seçmenini kırmamak için olsa gerek, daha pasif duruyorlar. Muhtemelen sabırla doğru anı bekliyorlar bir patlama için.

    Bütün bunlar gözönüne alındığında AKP’nin en büyük hedefi 3 büyük şehri almak olmalı. Bu uğurda ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. AKP’ye yakın basında sürekli karşımıza çıkan ve beni her gördüğümde üzen ve biraz sinirlendiren tehditkar söylem de bunun için sürekli tekrarlanıyor: “Hükümet ile ters düşen belediyeler iş yapamaz.”

    İşin en acı yanı, seçim söylemi “ayrımcılık yapmadan, herkese hizmet” olan bir hükümetin kendilerinden olmayan belediyelere kaynak vermeyeceği fikrinin alttan alta vurgulanıyor olması. Bu fikir her ne hikmetse kimseleri rahatsız etmiyor… Eğer asıl derdin hizmet ise, kim olursa olsun, belediye doğru iş yapıyorsa ona kaynak aktarılmalıdır. Eğer gerçekten herkesi kucaklamak niyetindeysen ne bu şekil açıklamalar yaparsın, ne de bunlara izin verirsin.

    Basın bir yere kadar bu konuda es geçilebilir. Taraf olduğu zaten alenen bilinen kuruluşlar kendilerince doğru bildikleri yorumları yapmakta özgürdürler. Her ne kadar taraflı yayın yapmak adil ve ahlaki olmasa da, bu özgürlükleri elbette vardır. Fakat bugünkü haber bütün bunların üzerine tuz biber oldu. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin bir açıklamada hükümet ile zıtlaşan belediyenin iş yapamayacağını söyledi (Haber için tıklayın).

    Adalet Bakanı olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında en adil olması gereken kişiden, başbakan yardımcısı olarak söylediği her kelimenin hükümet adına geçerli olacağının farkında olması gereken bir kişiden bu yorum gelmişse benim varsayımım bunun kasıtlı olduğudur. 8 yıldır ülkeyi yöneten bir kişiden bu denli derin bir açıklamayı yanlışlıkla yapmış olması beklenemez.

    Bir vatandaş olarak, haklı veya değil, ülkemdeki adaletin temsilcisi, savunucusu olan kişiden bu şekilde, adeta karşıt seçmenlere “tehdit” içeren bir açıklama duymak beni endişelendiriyor. Hani hizmet için oy vermeliydik? Hani eşitlik, kardeşlik için oy vermeliydik? Hani hepimiz bir aileydik? Benim bildiğim bizim kültürümüzde ailede ayrı gayrı olmaz, olamaz.

    Buna benzer bir açıklamayı bir baba yapsaydı ne hissederdiniz?
    “Beni daha çok seven çocuğuma daha çok yemek veririm, yeni kıyafetler alırım. Benimle zıtlaşan çocuklarıma daha az yemek veririm, yeni kıyafetler almam. Bu maalesef böyle.”

    Sonra aynı baba çıkıp “ben bütün çocuklarımı eşit seiyorum, hepsini kucaklıyorum” diyebilir mi?

    AKP’nin işi bu kadar zor olmamalı. Çok daha rahat kazanabilecekleri bir seçimde kendi kendilerini yakma yolunda ilerliyorlar. Bu seçimde olmasa da, uzun vadede bu tutarsız tavırlar başlarını yakacaktır.

    “Adalet” adına, yakışmadı.

  • 29 Mart Yerel Seçimleri Ankara Adayları

    Dün biraz genel yapıya baktıktan sonra yakından bildiğim şehrin adaylarına odaklanmak istiyorum. 8 sene Ankara’da yaşamış birisi olarak neyin doğru neyin yanlış yapıldığını birinci elden görme, iş ve özel bağlantılar ile tanıştığım değişik kişilerden aldığım birinci ağızdan bilgiler ile mevcut belediye ve Melih Gökçek etrafında neler döndüğü ile ilgili kendimce bir bilgi dağarcığı geliştirdiğim için gönül rahatlığı ve özgüven ile bu yazıyı yazmaya karar verdim.

    Ankara’da adı geçen 3 aday halihazırda mecliste bulunan, geçen genel seçimde barajı geçmiş 3 partinin adayları (meclis koltuk sayısı sırasıyla):

    AKP – İ. Melih Gökçek: Muhteşem güleryüz maskesini tahminimce estetik ameliyatla kendine yerleştirtmiş, herhangi bir tartışma veya söyleşi programında cevap vermekten çok konuşturmama ve laf kalabalığı ile uyuşturma taktiğini uygulayan, çoğu zaman bir şey anlatmadan veya delil sunmadan haklı gözükmeyi başarabilen, halk arasında “pişmiş kelle” tabir edilen sırıtışıyla daha çok “pişkin kelle” imajını derinden hissettiren güzide insan, mevcut başkan, nam-ı diğer “Kral”. Bu tanımdan anlaşıldığı üzere maalesef ben de kendisine karşı tarafsızlığımı kaybetmiş durumdayım. Benim tarafsız bakışımı kaybetmesi dolayısıyla da kendisini ayrıca kutluyorum, keza çok az kişi henüz bunu başarabilmiştir.
    http://www.melihgokcek.com.tr/yapacaklarim.asp

    CHP – Murat Karayalçın: Melih Gökçek Krallığı olmadan önceki dönem Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı. 1989-1994 yılları arasında Ankara metrosunu yapıp bugünkü haline getiren, doğalgaz projelerini başlatan kişi. Melih Gökçek ile 1994 ve 2003 seçimlerinde karşı karşıya geldi ve ikisinde de kaybetti.
    http://www.karayalcin.com/atp.asp

    MHP – Mansur Yavaş: Son 10 sene Beypazarı Belediye Başkanı. Beypazarı’nın bugünkü ününe ve güzelliğine ulaşmasında en çok katkıyı sağlamış kişi olarak gösteriliyor. Büyükşehir için ilk kez aday oluyor.
    http://www.mansuryavas.com.tr/projeler.html

    Üç adayın da kendi internet sitelerinden Ankara için önerdiklerini okuduğumuz zaman şunları görüyoruz:

    Ankara Kral’ı tarafından daha fazla otoyol, daha fazla tünel, daha fazla üst geçit gibi çağdışı trafik çözümleri öne sürülmüş. ATO’nun kongre binası yanına yeni bir kongre binası yapmak (tanıdıklarının ortağı olduğu söylentisi dolaşıyor halen), yerini spekülasyon oluşmaması için açıklamadığı bir sayfiye alanı yapmak (ki bu alan 3 kere yer değiştirdi ve her değiştirilişinde kendi yakınları emlak ve arsa zengini oldu) gibi şüphe uyandıran büyük projeler yapma vaadinde bulunmuş. Disneyland ve 2. Hayvanat Bahçesi gibi metro yarım borçlanma yüzünden yarım yamalak dururken yersiz kalacak projeler önerilmiş. En güzeli de 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası için yeni bir salon yapılarak Ankara’da maçlar oynanmasını sağlamak vaadedilmiş, ki bu zaten kim gelirse gelsin yapılacak. Sanki kendisi yapacakmış gibi reklamını yapmış (Bkz. Vikipedi’de bile var).

    Murat Karayalçın ve Mansur Yavaş benzer projeler sunmuş. Bunların içinde otoyol ve kavşak yapımıyla yapılan yolsuzluklara son vermek (Kral’a gönderme yapılıyor), Doğalgaz kullanımını arttırmak (Kral zamanında yayılan kaçak kömür kullanımına ithafen), son yıllarda düşürülen pahalı su sınırını eski seviyesine çekere şebeke suyunu ucuzlatmak (Kral zamanında 30 metreküpten 20 metreküpe indirilerek 20-30 arasında kullananlara gizli zam yapılmıştı, Karayalçın tekrar 30’a çekmeyi, Yavaş da 10 metreküp sınırını da 20ye çıkartmayı öneriyor) gibi daha çok son 14 yılda yapılan yolsuzluk ve plansız kentleşme tahribatına karşı öneriler sunulmuş.

    Sonuçlara bakacak olursak, Melih Gökçek’ten ısrarla memnun olan kişi sayısı oldukça fazla. AKP’nin marka değeri ve Tayyip Erdoğan’a duyulan güven ile Ankara’da tekrar Kral’ın seçilmesi kuvvetle muhtemel gözüküyor. Bu sebepledir ki çoğu kişiden duyduğum kadarıyla insanlar seçim yaklaştıkça CHP veya MHP’den hangisi güçlü görünüyorsa o adaya oy vererek bölünmemeyi hedefleyecekler. Burada elbette MHP ve CHP’ye gidecek kemikleşmiş, takım tutarcasına verilen oyları elbette ki değiştiremeyecekler. Yine de bir meyillenme olacağı açık.

    Mansur Yavaş turistik küçük bir belediye yönetmiş olması, karşısında Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir tecrübesi olması (Başbakan yardımcılığı vb. daha üst seviye görevlerini saymaya bile gerek yok) dolayısıyla Karayalçın daha ağır bir aday olarak karşımıza çıkıyor. Mansur Yavaş turistik projeleri ile de bu yaklaşıma destek veriyor. Karayalçın diğer tarafta metroyu başlatan, bitiren ve bugünkü haline getireni Batıkent’i yaratan yerleştiren, doğalgazı Ankara’ya yaymayı başlatan kişi olduğu için (insanlar bunları hatırlamasa da) bir adım önde görünüyor Mansur Yavaş karşısında.

    Sonuç olarak dünkü tahminim hala geçerli. Mansur Yavaş AKP oylarından kırpacaktır, fakat seçime doğru Karayalçın’ın güçlü gözükmesi dolayısıyla insanlar Karayalçın’a da kayacağı için Yavaş’ın oylarında çok bir değişim olmayacaktır. Yana geçirme usulü kayacak bu oylar sonuçta AKP’den CHP’ye kaymış gibi gözükecek. Fakat yine de seçilmiş Kral, bir 5 sene daha başımızda duracak diye tahmin ediyorum.

    Bir kez daha “demokrasi” kazanacak.

  • 29 Mart Yerel Seçimleri Kehanetlerim

    Dün akşam itibariyle Yerel seçimlerde hangi belediye için hangi partiden kimin aday olacağı kesinleşti. Yerel seçimler için en önemli duygusal etmenler her zaman olduğu gibi büyükşehirler ve ülke genelinde oy toplamı. Bu kapsamda 29 Mart 2009 seçim dönemi kehanetlerimi paylaşmak istiyorum. Bakalım ne kadarı tutacak.

    • Takibin 4. sırasında, gelişen sanayisinin verdiği iş imkanları ile elde ettiği beyin göçü ve İstanbul’a yakınlığı sayesinde 3. büyük şehir olan, Kocaeli olacak.
    • Kocaeli’de bir önceki seçimde büyükşehir olmanın verdiği ani belediye ödeneği artışı ile bu artış sayesinde belirli yatırımlar yaparak reklam şansı bulan AKP, Sefa Sirmen iyi bir aday olsa da tekrar kazanacak. Kocaeli’de en büyük silahları önceki belediyelerin yapamadıklarını yapmış olmaları, ki bu da büyükşehir olduktan sonra artan belediye geliri ile elbette ki orantılı. Muhtemelen kim olsaydı benzeri başarıyı yakalardı, fakat bundan asla bahsedilmeyecek.
    • Normal şartlarda nufüsa bakıldığında, Kocaeli seçimlerde İzmir’den daha çok öneme sahip olacak gözükse de İzmir “CHP’nin kalesi” yanılsamasıyla yine de İstanbul ve Ankara’nın ardından 3. sırada önemle takip edilmeye devam edilecek.
    • İzmir’de gelişen AKP yandaşı ekonomik güçler (ki İzmir zaten zenginleri açısından en zayıf büyük şehir olmuştur, dolayısıyla zenginleşen AKP yandaşlarının etkisi hızla artmış olur) AKP’yi destekleyecek, halk varolan belediyeye karşı bilenecek. Cemaat örgütlenmesinin de sıklaştığı bölgelerde ve zaten yapısı gereği üretim ve istihdam kenti olmayan İzmir’in fakir bölgelerinde duygusal oylar artacak. CHP’ye biriken kendi tabanındaki tepkiler ve CHP adayının zayıflığı ile MHP ve DSP’ye kayan oylar sonucunda ucu ucuna da olsa AKP İzmir’i alacak. Geçen seçime bakarak İzmir’de AKP-CHP oy oranlarının %40 – 35% civarında olacağını tahmin edebilirim.
    • Seçim takibinin 2. sırasında “Melih Gökçek Krallığı” olarak da bilinen Ankara olacak. Karayalçın 3. kez Melih Gökçek karşısına çıktığı bu seneki yarışta yine kaybedecek. Ankara halkı, AKP olaya el atmadıkça ısrarla kendini krala teslim etmeye devam edecektir. Bir sonraki genel seçimlerde AKP oyları biraz azalacak ve hemen onu takip eden yerel seçimlerde, bugün Melih Gökçek’ten partiyi arındırmamanın cezasını AKP 5 sene sonra fazlasıyla çekecek. Bu sene de Melih Gökçek %40 barajını rahatlıkla geçecektir. MHP ile CHP birbirinden oy çalarak, AKP’yi açık ara galip gösterecektir. Kehaneti abartarak oyların %43-%37-%17 civarında olacağını atabilirim ortaya…
    • İstanbul ise her zaman bir sonraki genel seçimlerin habercisi olduğundan partiler açısından yakından ilgilenilen il olacak. Her kesimden insanın beraber yaşadığı, “küçük Türkiye” nüfus dağılımı ile de basın ve yayın organları tarafından gösterge kabul edilecek. İşte İstanbul’un bu önemi dolayısıyla Başbakan ve parti başkanı sıfatı olmasına rağmen Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’na doğrudan yüklenmeye devam edecek. Normal diplomasi adabında adaya aday, başkana başkan, genel sekretere genel sekreter ilişkisi olmalıdır. Muhatap kabul etmeme durumu da bundan kaynaklanır. Ama tekrar İstanbul seçimlerine dönersek, CHP 70 milyon içerisinde İstanbul için Kemal Kılıçdaroğlu’ndan daha iyi bir aday çıkartamazdı. AKP de bunu bildiğinden ve uzun vadeli etkisinden çekindiğinden her yola başvurarak İstanbul’u kaptırmamak için biraz kişisel, biraz belden aşağı oynayacaktır. Başbakan ve parti başkanı sıfatı olan bir kişinin bireysel olarak Kılıçdaroğlu’na hitap etmesi de bu sebeple sıkça gerçekleşecek bir durumdur. Bu seçimde bütün diplomasi adabı, muhatabiyet kuralları gözardı edilecek, gereği neyse Tayyip Erdoğan tarafından bizzat yapılacaktır.
    • Tayyip Erdoğan’ın bir önceki maddede bahsettiğim kapsamdaki söylemleri, muhatabiyet raconuna uymasa da, bazı basın ve yayın kuruluşları tarafından ısrarla haber yapılacak. Bu kuruluşlardan birisi de elbette ki Zaman gazetesi olacak. Ne de olsa “Abdullah Gül, Kuzey Irak yönetimini ziyaret etsin” önerisini alabildiğine yersiz ve gereksiz olsa bile haberde verecek kadar bu racondan bihaber bir organ (Haber için tıklayın – Çıkartılan güzel bildiriden veya tartışılanlardan bahsetmek yerine bu imkansız ve yersiz öneriyi habere yerleştirmek çok büyük bir gazetecilik ayıbı.).
    • Bütün bunlar olurken tüm basın yayın organları seçime yaklaştıkça artacak şekilde yandaşı oldukları partiyi destekeleyecek haberler verecek, karşıt görüşlerdeki adaylar hakkında kötü durumda oldukları havası yaratacak uydurma veya abartma haberleri pompalayacak. İstanbul’un özel durumu tekrar gözönüne alındığında Zaman gazetesi de özel olarak Kılıçdaroğlu haberlerini eksik etmeyecek (Bkz. Bu hafta boyunca her ne hikmetse yalnızca Zaman’da yayınlanan “Kılıçdaroğlu’nun başını ağrıtan” haberler). Her ne hikmetse bu haberler başka gazetelerde yayınlanmayacak kadar zayıf ve belgesiz olsa da Zaman için manşet olacak.
    • 2002 seçimlerinden beri seçimlere etkisi iyice artan ve istismar edilen basın yayın organları da birbiri ile kavgayı abartmaya devam edecek. Köşe yazarlarına hakaretler, yerine göre halktan uzak (özellikle Tayyip Erdoğan tarafından), yerine göre sözde aydın suçlamaları sıklaşacak. Bu sayede halkın o gazetelerden soğuması amaçlanacak. Taraflı olduğunu gizlemek isteyen gazeteler de bir gün kötülediklerini başka gün pohpohlayacak, içten içe bilecek ki çamur atınca izi kalacak, sanki tarafsız gibi gözüküp uzun vadede baskın çıkacak.
    • Yaftalama karşıtı reklamlar da artacak, değişik kutuplarca da benimsenecek, bu mantıklı söylem de istismar edilerek “diğerleri” yaftalanıp, “bizimkiler” tarafsız gösterilecek.
    • AKP 81 ilde en az 77 ili alacak. İstanbul hariç tüm şehirlerde son dakikaya kalmadan sonuçlar az çok belli olacak.
    • Özetle geçen seçimlerdeki olaylar ve sonuçlar benzer şekilde tekrar edecek. Basın ve yayın hataları büyüyerek artacak, doğruları arada kaynayıp gidecek.
    • “Demokrasi”(!) galip gelecek.

    .

    Aslından kehanetleri kısa tutup, herkesin bildiği üzere çok yakından takip ettiğim, gülüşüne (diğer bir deyişle “doğal maske”sine) kurban olduğum Melih Gökçek’ten bahsedecektim. Bu yazı iyice uzamasın diye burada kesip çok sevgili kralımız hakkındaki yazıyı sonraya bırakıyorum. Nasıl olsa vaktimiz çok, Melih Başkan hep başımızda.